kulluğum 的个人资料Havf ve Reca dengesinde ...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2007/12/24

Blog resimler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
2007/12/21

ESMA-ÜL HÜSNA

 

O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr -24)

ALLAH
(Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zatın özel ve en kapsamlı adı)

RAHMÂN
(Bağışlayan, esirgeyen, yarattığı kullarına rahmet ve merhamet bahşeden, inayet ve ihsanda bulunan)

RAHÎM
(Bağışlayan, esirgeyen, merhameti sınırsız)

MELİK
(Bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten uzak, temiz)

SELÂM
(Her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden, esenlik veren)

MÜ'MİN
(Emniyet verici, emin kılan, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Gözetici ve koruyucu olan, Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Üstün, kuvvetli, güçlü, şerefli, mağlup edilmesi mümkün olmayan,
galip olan,
yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, İradesini her durumda yürüten)

MÜTEKEBBİR
(Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Herşeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri,
hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan,
yoktan var eden, takdirine uygun bir şekilde yaratan)

BÂRİ
(Yaratan, kusursuzca var eden)

MUSAVVİR
(Tasvir eden, herşeye şekil ve suret veren)

GAFFÂR
(Mağfireti, bağışlaması çok olan)

KAHHÂR
(Kahreden, herşeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olan, yenilmeyen, yegane galip)

VEHHÂB
(Bağışı çok olan, karşılıksız armağan eden)

REZZÂK
(Rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren,
bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Çok iyi hüküm veren, açan, hükmeden, iyilik kapılarını açan,
hakemlik yapan)

ALÎM
(İlmi sonsuz, herşeyi hakkı ile bilen)

KÂBID
(Sıkan, daraltan, rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Açan, genişleten, bollaştıran, rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ
(Yukarı kaldıran, yükselten, izzet ve şeref veren)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Zillete düşüren, hor ve hakir eden, alçaltan)

SEMİ
(İşiten)

BASÎR
(Gören)

HAKEM
(Hükmeden, hakkı yerine getiren, son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, Adil olan, adaleti emreden)

LATÎF
(Lütuf sahibi, lütfedici olan)

HABÎR
(Herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar)

HALÎM
(Çok yumuşak olan, acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Pek azametli, büyük olan)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren)

ALİYY
(Çok Yüce olan, İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce)

KEBÎR
(Pek büyük)

HAFIZ
(Koruyan, gözeten, muhafaza eden)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, ulaştıran)

HASÎB
(Hesap gören, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Keremi bol, cömert olan, Fazilet türlerinin hepsine sahip)

RAKÎB
(Bütün varlıklar üzerinde gözcü olan, bütün işleri kontrolü altında tutan)

MÜCÎB
(Kendine yalvaranların isteklerini veren, icabet eden)

VÂSİ
(Geniş olan, İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan, asla darlığa düşmeyen)

HAKÎM
(Hikmet sahibi, sağlam, muhkem olan, bütün emirleri ve işleri
yerli yerinde ve hikmetli olan)

VEDÛD
(İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu
kazanılmaya en çok layık olan, çok seven, çok sevilen)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek, şerefli)

BÂİS
(Gönderen (peygamber), uyandıran, dirilten, ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Şahit olan, her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan)

HAKK
(Varlığı hiç değişmeden duran, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)

VEKÎL
(İşlerini Kendisi'ne bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden
daha iyisini temin eden, güvenilip dayanılan)

KAVÎ
(Sonsuz güç sahibi olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

METÎN
(Çok sağlam olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

VELÎ
(İyi kullarına dost olan, yardımcı ve dost)

HAMÎD
(Ancak Kendisi'ne şükredilen, bütün varlığın diliyle yegane övülen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Sonsuz da olsa, yarattığı herşeyin sayısını bilen)

MÜBDİ
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Can bağışlayan, sağlık veren, dirilten, yaşatan)

MÜMÎT
(Öldüren, yok eden, mahveden, dilediği her varlıkta
ölümü meydana getiren)

HAYY
(Diri, diriliği ezeli ve ebedi olan, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten,
her şeye hayat ve can veren)

KAYYÛM
(Her şeyi ayakta tutan ve koruyan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup, kainatı idare eden)

VÂCİD
(Kadir ve şanı pek büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan)

MÂCİD
(Kadir ve şanı pek büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan, şerefli)

VÂHİD
(Tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde,
asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayan)

SAMED
(Hacetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci olan) 

KÂDİR
(İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten, sonsuz kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahiplerinin üzerinde olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKADDİM
(Dilediğini ileri geçiren, öne alan)

MUAHHİR
(Dilediğini geri bırakan, geciktiren)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Her şeyin yokoluşundan sonra da var olan, nihayetsiz)

ZÂHİR
(Aşikar olan, her yerde tasarrufiyle, gücüyle, kudretiyle, azamet ve kibriyasıyla tecelli eden, görünen)

BÂTIN
(Zatının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli)

VÂLÎ
(Bütün yarattıklarını tedbir ve idare eden)

MÜTEÂLÎ
(Aklın alabileceği herşeyden pek Yüce, her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh ve uzak)

BERR
(Kullarına karşı iyiliği ve ihsanı çok olan, iyilik eden, vaadini yerine getiren)

TEVVÂB
(Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan)

MUNTAKİM
(İntikam alan, suçluları müstahak oldukları cezaya çarpan)

AFÜVV
(Affı çok olan)

RAÛF
(Pek esirgeyen, çok acıyan, şefkatli)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Hem büyüklük sahibi, hem kerem ve ikram sahibi olan)

MUKSİT
(Her şeyi yerli yerinde yapan, adaletle hükmeden)

CÂMİ
(İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan)

GANİYY
(Çok zengin, herşeyden müstağni olan)

MUĞNÎ
(Dilediğini zengin eden)

MÂNİ
(Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan, hükümlerine karşı durulamayan)

DÂRR
(Zarar verici şeyler yaratan)

NÂFİ
(Fayda veren, bütün mahlukatına hayır ve menfaat verici şeyler yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran)

HÂDÎ
(Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran, yol gösteren, murada erdiren)

BEDÎ
(Örneksiz olarak yaratan)

BÂKÎ
(Devam eden, varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Servetlerin geçici sahipleri elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra
varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri isabetli ve hedefine ulaşıcı, irşad edici)

SABÛR
(Sonsuz sabırlı)

 

HAVF VE RACA (KORKU İLE ÜMİT ARASI OLMAK NEDEMEK


           “Havf ve reca (korku ve ümit) arasında olmak” ne demektir?

             Havf:, “korku, korkutmak”, reca ise “emel, ümit, yalvarmak, dilek.” demektir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamıyor. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergiliyorlar. Rüzgârı göremiyoruz, eğer görebilseydik, onu da dalgalı bir deniz gibi seyredebilecektik.

Dalların âhenkli salınışları, rüzgârın o dalga dalga esişinin neticesi. İşte insan ruhu o dalgalı deniz, o salınan ağaç gibi. Melekler ise, sakin su, hareketsiz bitkiler gibi. İnsan ruhu imtihan rüzgârına mâruz. Ve insan kalbinde kararsızlık, değişkenlik hâkim.

İşte insan ruhundaki bu aralıksız değişme, bu fasılasız dalgalanma ona apayrı bir güzellik kazandırır. Onu meleklerin üstünde bir konuma çıkarır. O kalpte zıt renklerden tek bir kumaş dokunur. Celâl ve cemâl tecellileri o kalbi birlikte kemâle erdirirler. Kahır ve lütuf onda rıza olarak birleşirler.

İşte bu zıt tecelliler kalpte iki ayrı neticeyi birlikte doğurur: Havf ve reca.

Havf, tatlı bir korku: Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duyma... Reca ise zevkli bir ümit: Onun lütuf, ihsan ve kereminden daima ümitvâr olma...

Dünya imtihanını kazanan insanlar, Allah’ın bütün sıfatlarına, fiillerine ve isimlerine birlikte inanırlar. Celâlî isimler, onların kalplerinde korku ve haşyet doğururken, cemâlî isimler gönüllerini ümitle, sürurla, sefayla doldurur...

Onlar, emir ve yasaklar denilen ikili bir imtihana tâbi tutulurlar. Karşılarına helâller ve haramlar çıkar, doğru ve yanlış arasında çoğu kez sıkışıp kalırlar. Hayırları işlemek amel-i salih, şerlerden kaçmak ise takvadır. Amel-i salih işlendikçe reca kapısı, takvada ilerlendikçe havf kapısı açılır. Her iki kapıdan da aynı neticeye erilir: Cennet.

Mü’min, hem ümit ve hem de korku içinde olmalıdır. Zira Allah hem Gaffar’dır, hem de Kahhar. Bağışlaması da vardır, kahrı ve perişan etmesi de.

Bize havf ve reca dersi veren bir hilkat tablosu:

Arzın merkezinde, magma bir ocak gibi durmadan yanıyor. Üstte güneş, alevlerini kilometrelerce öteye fırlatıyor. Ve nihayet, insanlar ve hayvanlar, denizler ve ormanlar varlıklarını bu iki ateş arasında devam ettiriyorlar.

İnsanın manevî terakkisi de iki ateş arasında sürüyor: Nefis ve Şeytan. Bu tablo karşısında insan şöyle düşünmeli: Madem ki bedenim, güneş ve magma arasında hayatını devam ettiriyor; ruhum, nefis ve şeytana rağmen hâlâ mü’min. O halde, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek için hiçbir sebep yok. Ve madem ki, bu iki ateşten de bir an olsun başım sakin olamıyor, öyleyse azaptan emin olmam da akıl kârı değil...

Havf da reca da mü’minin sıfatlarıdır. Bundandır ki, hangisi ruhtan çekilse, küfür tehlikesi belirir. Havf etmeyen insan, isyan yolunu tutar, bu yolun sonunun ise küfre çıkma tehlikesi vardır. Recanın azalması da ümitsizliğe yol açar. Bu da sonu küfre çıkabilecek bir başka yoldur.

Kur’an-ı Kerim’de bir kısım âyetler, mü’mini Cennetle müjdelerken, bir kısmı da âsileri Cehennemle tehdit ediyor. Kalbin bir atıp bir sessiz kalması gibi, insanı bir havfa bir recaya sevk etmekle hoş bir âhenk meydana getiriyorlar.

Fatiha Kur’an-ı Kerim’in fihristesi, hülâsasıdır. Onda da havf ve reca dersi birlikte veriliyor.

“Hamd”de medih ve sena hâkim.
“Mâliki yevmiddin”, havf dersi verir.
“İbadet” recaya, “istiane” havfa işaret ederler.
“Sırat-ı müstakime hidayet talebi” recadır.
“Mağdup ve dallinden olma korkusu” havftır.

                Fatiha’yı okuyan bir mü’minin ruhu, o hissetmese de, havf ve reca dalgaları arasında seyran eder.
_________

 

duam.jpg

 
2007/12/10

İSTİKLAL MARŞIMIZI CANI GÖNÜLDEN,YÜREKTEN OKUYAN BİR KARDEŞİMİZ HAYDİ BİRDE BU KARDEŞİMİZDEN DİNLEYELİM HAYDİ...'

 
 
  
İstiklâl Marşı Klip
 

Link Ver

Hit : 2679  |  Tarih : 05/09/2007 - 18:44

                          VATANIM HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM,HA UĞRUNA KURŞUN. ŞEHİT İMAM
 
 
2007/12/8

HAYDİ NAMAZA.

 

HAYDİ NAMAZA.

Image Hosted by ImageShack.us 

    Sabah Namazı Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.


Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu.

Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.  

Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa  bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].  

Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti... 

  Öğle Namazı Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.

 Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin! 

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...  

Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

     İkindi Namazı Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.

Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.  

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.  

Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık.   “Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan.” Şimdi anlıyorsun. Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.  

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde. O’na konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.

 

Akşam Namazı Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. 

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.  

Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti… 

  Yatsı Namazı Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler. 

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye.

Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.  

Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. 

Şimdi yatsı zamanı vakti.

 

_SENAİ DEMİRCİ_

 

 

 

                                                                                                    

2007/12/7

SALAT-I TEFRİCİYE

Salat-ı Tefriciye


      İmamı Kurtubî Hazretleri şöyle buyurmuş: "Bir kimse, çok önemli bir işinin veya önemli bir dileğinin gerçekleşmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanın üzerinden çekilip gitmesi (kalkması) için "Salât-i Tefriciye"yi (4444) defa okuyup, bu mübarek Salâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç şüphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, okulunun istek ve muradının olması için hayırlı bir sebeb yaratır ve ona muradını verir."

_ŞUNUDA UNUTMAMALIDIR Kİ BİR DEFA İHLASLA OKUNAN SALAT-I TEFRİCİYE  İHLAS KATILMADAN OKUNAN  4444  SALAT-I TEFRİCİYEDEN DAHA MAKBULDÜR.RABBİM SAMİMİYET VE İHLAS KATARAK OKUMAYI NASİP EDER İNŞALLAH.  SELAM VE DUA İLE.


 "Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek."

  "Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed'e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O'nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O'nun hürmetine elde edilir. O'nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah'ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et."