kulluğum 的个人资料Havf ve Reca dengesinde ...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2008/3/29

KÖRDÜĞÜM GİBİ...!!!

Kördüğüm Gibi...



 
 
 
Kirletildi tüm değerler. Yapmacık baharlarla,suni lalezarlarla süslenmeye çalışılır oldu birliktelikler.

Bu kirliliklerden aşk ve sevgide nasibini aldı günümüzde. "Sevmek dokunmaktır" diye bir felsefe ya da daha doğrusu bir safsata koydular ortaya.

Böylece, yüreklerde değil bedenlerde gezinen şeyin adı sevgi oldu. Flört adı altında , özgürlük namına , iffet ayaklar altına alındı günümüzde.

Adeta bekarlara has bir değer olarak sunuldu adı aşk ve sevgi olan kutsal değer.

Evlilikler arasında ise eşler birbirlerine güzel sözlerle hitap etmeyi ayıp sayar oldular. Ya da,"yahu yaşımız başımız geçmiş artık" diyerek , aşkın ve sevgini gün olup sönmesi gereken bir olgu olduğuna inandırdılar kendilerini.

Nişanlılık dönemi ya da evlilikler , denemek için yapılır oldu. "Yüretemez isek ayrılırız" diyerek , adeta ayrılmak için evlenilir oldu.

Gerçek aşkın ve sevginin var olduğu yuvalarda hiç ayrılık olur mu? Ya da aşktan ve sevgiden kaynaklananhuzursuzluk olur mu hiç?

Canım... Cananım... Bitanem... Gibi sevgi ifadelerine ne kadar samimi davranıyoruz acaba? İnsan "Canım" dediği, benliğinden bir parça gördüğü, "Canımı candan öte can bil..." "Ruhum ruhuna,gönlüm gönlüne,yüreğim yüreğine dayanak..." "Kanın biterse kanım, kanım biterse gözyaşlarım var unutma" dediği sevgilisi ya da aşkını nasıl kırar,nasıl üzer.

Söylemlerde samimiyet olsa , sevgililerin kalpleri kırılır mı hiç?

O sevgi fısıltıları , dilden değilde yürekten kopup gelse , acılar ve çaresizlikler içinde kıvranır mı sevgili ?

Bu derece yoğun olan bir sevgi , yürekte her geçen gün çoğalması gerekirken , sönüp gider mi ?

Ve aşkın ayrılmaz parçası olan kıskançlıklar , yuva yıkmak yerine aşkı daha da alevlendirmesi gerekmez mi ?

Yoksa kıskançlıklar da mı yapaylaştı dersiniz ?

Hayatının her sahnesini örnek almak zorunda olduğumuz Resulümüzün eşlerine olan sevgisinden haberdar mıyız ?

Bu gün tüm edebiyatçıları susturacak , tüm sözde aşıkları kıskandıracak Resulümüz , eşleriyle şakalaşır ve onları sevdiklerini,nasıl bir aşk ile bağlandıklarını söylemekten hiç çekinmezdi.

Aşkı sadece yüreğinde yaşatmaz dillendirirdi kimi zaman.

Hz.Aişe , kendisini tanıtırken , önce babasının ismiyle, "Ebubekir kızı Aişe" diyor ve ekliyordu; "Ben Allah'ın Sevgilisinin Sevgilisiyim." O Resulün sevgilisiydi.

Bunu bilmesine rağmen sormadan edemezdi. "Ey Allah'ın Resulü, beni seviyor musun? " Allah Resulü bu ne biçim soru demiyor , sevmesem burda ne işim var demiyor.

Cevap veriyor; "Evet Ya Aişe, tabi seviyorum!" Bununla yetinmiyor Hz.Aişe validemiz , dahasını da merak ediyor , acaba nasıl seviyordu?

Hemen soruyor; "Beni nasıl seviyorsun?" Peygamberimiz sevgi tanımlamasını yapıyor sevgili eşine.

İçten,samimi ve hayran kalınan bir ifadeyle; "Kördüğüm gibi..." Sevgiye bakın , aşka bakın.

Açılmayan , çözülmeyen , kördüğüm gibi sevgi. Hz.Aişe aldığı bu cevap karşısında çok memnun kalmıştı.

Ve her zaman da aldığı cevap kendisini daha da mutlu edeceğinden sık sık sorardı; "Ey Allah'ın Resulü Kördüğüm ne alemde ? " O Yüce Resul, her defasında , Hz.Aişe'yi memnun eden cevabını veriyordu; "İlk günkü gibi..."

O sevgi örneği Yüce Resul , beraber yemek yerken ilk önce Hz.Aişe'nin yemesini isterdi ve birşey içilecekse , önce Hz.Aişe'ye içirirdi , sonra kendisi içerdi.

İçerken de , Hz.Aişe'nin içtiği yerden içmeye dikkat ederdi.

Bir et yemeği yeniyorsa mutlaka Hz.Aişe'nin elindeki parçayı alır, onun ısırdığı yerden kendisi de ısırırdı.

Resulümüzden eşlerine karşı davranış , aşk ve sevgi hususunda alacağımız daha nice nice örnekler vardır.

Devam edelim. Bir sahabe , Amr b.As soruyor; "Ya Resulallah! Halkın sana en sevgilisi kimdir?" cevap geliyor; " Aişe..." Yani eşi... Yani sevgilinin Sevgilisi...

O Resul ki birlikte sefere çıktıklarında, Hz.Aişe , kolyesini kaybetmişti.

Peygamberimizde kolyeyi aramaya başladı ve kolye bulunmadan ordan ayrılmak istemedi.

Susuz kalmalarına , gece yarısı olmasına rağmen gitmedi Allah'ın Resulü. Ve öylece dizinde sabahladı. Hz.Aişe , kaybolan kolyesini , kaldırdığı devesinin altında bulmuştu.

Kızmadı , darılmadı sevgilisine
Peygamber. O Yüce Resul, "Çocuklarımın anası dediği" , "Evimin hanımı" dediği Sevgili eşlerinden Hz.Hatice validemizin vefatına o kadar üzülmüştü ki , iki büklüm olmuştu.

O yılın adını da koydu. "Hüzün yılı!" Var mı başka bir örneği dersiniz ? Eşinin ölüm yılını "Hüzün yılı" olarak adlandıran başka bir sevgili var mı ?

 

 

RABBİM
Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin
 Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim

Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun

Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim

Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki;
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere
onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyo...''
 
 
 


 

2008/3/28

BESMELENİN SIRRI !!!

 
 
Besmele 19 harf dir. Buda Cehennem Zebanilerinin sayısına denktir. Kim Besmeleyi çok okur, bunu adet haline getirirse, Allah; okuyanı Zebanilerden korur. Ayrıca okuyanın rızkını çoğaltır, dünya ve ahirette makam ve mevkisini arttırır. (Okuyacak kişi haram yememiş ve tam bir itikat ile şüphe duymadan, kalben inanarak, abdestli olarak okuması gerekir.)

Besmeleyi günlük hayatta dilinden hiç düşürmeyenin Allah ölüm acısını hafifletir, kabir sorularını basitleştirir, kabir azabından korur, hesabı kolay ve zahmetsiz olur.

Besmeleyi, kişi yatmadan abdestli olarak 21 kere okursa, o gece; şeytan, cin, insan şerrinden, yangından, zelzeleden ve eceli gelmemişse ani ölümden emin bir şekilde uyur. Gece boyunca güven içinde olur.


Besmele saralı birinin sağ kulağına 41 defa okunursa saralı kişi kendine gelir.

Besmele zalim ve adaletsizlik yapan hakimin yüzüne karşı 50 defa okunursa, okuyana karşı hakim baş eğer, hakimin şerrinden güven içinde olur.

Besmele halis bir niyetle 70 defa yağmur yağması için okunursa yağmur yağar.

Besmele 100 defa büyülü veya ağrı çeken birine hergün okunursa Allah büyüyü ortadan kaldırır, ağrıyı geçirir.

Bir arzusu, isteği olan Besmeleyi 113 defa cuma günü hatip minberde iken okur ve hatible dua eder ve isteğini talep ederse arzusu yerine gelir.

Besmele 313 defa pazar günü güneş doğarken, abdestli olarak, kıbleye yönelerek okur ve 100 defa Peygamber Efendimize S.A.V. salatü selam okursa; okuyanın rızkı artar ve bollaşır.

Besmeleyi 787 defa isteğinin olması, düşmanlarından kurtulması, bir musibetin kalkması için niyet ederek okunursa istek yerine gelir.
Besmele oruçlu olarak 787 defa kimsenin olmadığı yerde, kıbleye yönelerek okunur ve buna 7 gün devam edilirse okuyan istek ve arzusuna kavuşur.

Besmele 40 gün sabah namazının ardından kalkmadan 2500 defa okunursa, okuyanın kalb gözü açılır, esrar ilimlerine vakıf olur.
Besmeleyi günde 1000 defa okuyanın hem dünyada, hemde ahirette Allah ihtiyaçlarını yerine getirir.

Besmeleyi hergün sabah ve gece 1000 defa okumaya devam eden; sıkıntıdan, üzüntüden ve hatta hapisten bile kurtulur.

Besmeleyi 12000 defa okuyup, her 1000 de 2 rekat namaz kılıp ihtiyacını dilerse, isteği yerine gelir, ihtiyacı karşılanır.

Güneş doğarken güneşe karşı oturup 300 defa besmele, 300 defa salavat getiren her işinde başarılı olur ve rızkı çoğalır, bereketlenir.
Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup, muhabbet ve sevgisi istenilen kişiye içirilirse, içenin kalbinde okuyana veya niyetine okunana karşı sevgi ve muhabbet meydana gelir.

Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup 7 gün sabah güneş doğarken içilirse içen kişinin zihni açılır, unutkanlığı gider.
40 Gün riyazet ederek, tam bir itikat ile sabah namazının ardından 2500 defa besmele okuyan kişi ilim sahibi olur, herşeyi rüyasında görür ve bazı sırlara vakıf olur.

Besmeleyi gece yarısı 786 defa 7 gece okursa maksadı ve isteği gerçekleşir.

14 gün riyazet ederek (hayvansal ve koku verici gıdalardan uzak durarak, insanlardan uzak tenha bir yerde ara vermeden oruç tutarak) her vakit namazının ardından 1000 defa besmele okumaya devam eden kişi kudsi ruhlarla konuşur, onlardan istediğini sorup öğrenebilir.
Hastanın şifa bulması için, hastaya 1000 defa besmele okunur. Ardından 1000 defa Fatiha Suresi okunur. 1000 defa Salavat getirilir ve hastanın şifaya kavuşması için dua edilir.

786 defa 7 gün ara vermeden Besmeleyi okuyup isteğini, maksadını Allah'dan dileyenin isteği yerine gelir.

Bir maksadı, bir arzusu, isteği olan kişi temiz ve tenha bir yerde kıbleye yönelerek 1000 Besmele okur, sonra 2 rekat namaz kıldıktan sonra "Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ecmaiyn" diyerek isteğini, maksadını talep eder ve sonra 1000 defa besmele okuyup tekrar 2 rekat namaz kılıp ardından tekrar selatü selam okuyarak dua eder bu şekilde tekrar ederek 12000 besmele ve 11 saltü selam okuduktan sonra isteğini Allah dan niyaz ederse maksadı ve isteği gerçekleşir.

Borçlu olan veya rızkı dar olan kişi ceylan derisi üzerine; safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkep ile besmeleyi yazıp öd ve anber ile tütsüledikten sonra üzerinde taşırsa yokluktan ve darlıktan kurtulur.
Cam bardak içine 40 besmele yazıp, zemzem suyu doldurup hastaya içirilirse hasta şifaya kavuşur.

Çocuğu olmayan veya sürekli çocuk düşüren bir kadın ay başı adetinden temizlendikten 3 gün sonra 110 defa besmeleyi bir kağıt üzerine yazıp üzerinde bulundurur ve o nüsha üzerinde iken ilişkiye girerse o kadın hamile kalır. Çocuk dünyaya gelinceye kadar besmele yazılı nüshayı üzerinde taşırsa zorluk çekmeden çocuk sahibi olur. (eşinin düşük yapması sonucu çocuğu olmayan adam bir kağıt üzerine 60 defa Besmele yazıp üzerinde taşırsa çocuğu yaşar.)
Tarlanın verimini ve bereketini arttırmak için bir kağıda 101 Besmele yazılır ve tarlaya gömülürse hem bereketr hasıl olur, hemde afetlerden korunur. Yetişme devresi zarara ve afete uğramadan tamamlanır. Meyvesi, sebzesi güzel ve bol olur.

Besmele 81 defa yazılıp uykusunda korkan çocuğun boynuna asılırsa korkusu kalmaz.
Besmele 35 defa yazılıp eve veya iş yerine asılırsa o yerin bereketi artar. İş yerinin kazancı çoğalır. Cin, şeytan şerrinden, yangından ve kem gözlerden korunmuş olur.
Besmeleyi 1000 defa bir kağıda yazıp üzerinde taşıyan düşmanlarına korku salar, dostları yanında sevgi ve saygısı artar. Halk arasında şerefli ve saygı duyulan bir kişi olur.
Besmele 70 defa ölünün üzerine okunursa kabir azabı hafifler, Münker ve Nekir in sorularında zorluk çekmez.
Besmele kurşun üstüne 3 defa yazılıp balık avlamak için kullanılırsa balık avı bereketli olur.
Besmele mavi bir parça üzerine yazılıp bir ucunu yakarak cin zulmune uğramış kişiye koklatılırsa cinni konuşturulur.
Besmele sığabildiği kadar bir kaba yazılıp, içine su doldurup saralı bir kişinin üzerine dökülürse onun şeytanı yakılmış olur.
Besmeleyi kapısının üzerine yazan kişi helaktan emin olur.
Besmeleyi 600 defa bir kağıda yazıp üzerinde taşıyan kişi; insanlar arasında heybetli olur, hürmet görür.
Besmeleyi 625 defa bir kağıda yazıp taşıyan kişiye kimse kötülük yapamaz, zarar veremez.


2008/3/24

HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYE NEDİR ?

        Tasavvufi anlayışa göre, Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için halk edilmiştir. Alemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir.

Tasavvuftaki ilk yaratılışa dair bu bilgiler, Risale-i Nur’daki bilgilerle büyük benzerlikler göstermektedir. İlk yaratılan Hz. Peygamberin temsil ettiği nübüvvet nurudur. Kainat onun nurundan yaratılmıştır. Varlığın mebde ve müntehası Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. “Hem o melek, cin ve beşerin seyyidi olan zat, şu kâinat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi ve rahmet-i İlâhiyenin timsali ve muhabbet-i Rabbâniyenin misali ve Hakkın en münevver bürhanı ve hakikatin en parlak sirâcı ve tılsım-ı kâinatın miftahı ve muammâ-yı hilkatin keşşafı ve hikmet-i âlemin şârihi ve saltanat-ı İlâhiyenin dellâlı ve mehâsin-i san'at-ı Rabbâniyenin vassâfı; ve câmiiyet-i istidat cihetiyle, o zat mevcudattaki kemâlâtın en mükemmel enmuzecidir. Öyleyse, o zâtın şu evsâfı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zat kâinatın illet-i gaiyesidir. Yani, "O zâta şu kâinatın Hâlıkı bakmış, kâinatı halk etmiştir. Eğer onu icad etmeseydi, kâinatı dahi icad etmezdi" denilebilir. Evet, cin ve inse getirdiği hakaik-i Kur'âniye ve envâr-ı imaniye ve zâtında görünen ahlâk-ı âliye ve kemâlât-ı sâmiye, şu hakikate şahid-i kat'idir.”

"Levlake” hadisi

“Tasavvufta sık sık kullanılan ve kutsi hadis olarak da rivayet edilen, ‘Sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım’ (Levlake...) (Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615) ifadesiyle” varlığın Hz. Muhammed için yaratıldığı anlatılır.

Risale-i Nur’un birçok yerinde de bu hadis nazarlara sunularak kainatın yaratılış sebebi olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) gösterilir.

Hatta, Emirdağ Lahikasındaki bir mektupta, “Levlake...” hadis-i kutsisine dair yazılan “Bu hitap zahiren Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselama müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevil hayata racidir” şeklindeki bilgiyi Bediüzzaman tadile muhtaç görür ve şöyle izah getirir. “Çünkü külli hakikat-ı Muhammediye (a.s.m.) hem hayatın hayatı, hem kainatın hayatı, hem İsm-i Azam’ın tecelli-i azamının mazharı ve bütün ziruhların nuru ve kainatın çekirdek-i aslisi ve gaye-i hilkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitap, doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete onun hesabına nazar eder.”
Doç. Dr. Nurullah Sönmez

TANIYAN SEVER...!

 
 
Kişiliği ve niteliği her ne olursa olsun hiçbir insan O'nun kadar sevilmedi.

Hiçbir faninin ölümü geride kalanları O'nun ki kadar yakmadı.

Hiçbir yaratılmamış vefatının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen hala bu kadar diri

ve sevgili olamadı.


Öyle ki Guinness'e geçecek biçimde şu 21. y.y da bile dünya da en çok kullanılan erkek ismi

O'nun ismi oldu.


Ama O'nun tadını O'nu yaşayarak almışların ,O'ndan geride kaldıkları zaman içine düştükleri

acı ve keder , destansı boyutlara ulaşmıştır.


Eşi Ümmü Seleme anlatıyor:

-O vefat ettiği gün biz biraraya toplandık.Hep ağlıyorduk.

O gece sabaha kadar uyumadan ağladık.Cenazesini aramızda görmekle biraz teselli bulduk.

Seher vaktiydi,ansızın kazma kürek sesleri işittik.Ağlamamız şiddetlendi.

Mescidde toplanmış olan arkadaşları da ağlıyordu.

Adeta bütün Medine tek bir hıçkırık olmuş , sarsılıyordu.

Derken Bilal sabah ezanını okudu."Muhammed" dediğinde ızdırap artık dayanılmaz noktadaydı.

Cenazesini defnederken arkadaşlarının önünü biricik evladı kızı Hz .Fatıma kesiyor ve hesap soruyordu.

-O'nu toprağa gömüp te evinize dönmeye gönlünüz nasıl razı oldu ? O gül bedene nasıl kıyabildiniz ?


Her müslüman bir yana savruldu.Bütün başlar eğikti

Bütün omuzlarda ve bedenlerde deprem vardı.

Bütün diller suskundu.


Geride bıraktığı acu vefatını takip eden ilk günlerle sınırlı kalmadı.Arkadaşlarının bir kısmı hala

aynı şehirde oturmaya ve her gün O'na it bin çeşit anıyı yaşamaya güç yetiremiyceklerini anladılar.

Medine'yi terk ettiler. Bunlardan biri de Habeşi Bilal'di.Şam'a gitti ve o günden sonra bir daha ezan

okuyamadı.Çünkü ezanın içinde "Muhammed" vardı.Bir istisna hariç.Şam'da bir gece rüyasında

O'nu gördü.


-"Ey Bilal" diyordu, "beni üzdün,komşuluğumu bıraktın,beni ziyaret etmiyorsun"

Bilal üzerindeki örütüyü attı ve Medine yoluna düştü.

Ezan okumasını istediler,dayanamadı.O'nun günlerindeki yerine geçti Vakit öğleydi.Elini kulağına götürdü.

"Allahuekber" dediğinde Bilal'in sesini çok iyi tanıyan ,suskunluğunun sebebini çok iyi bilen

ve yıllardır Bilal'in sesine de vefatıyla onu susturan sebebe de hasret duyan Medine halkı

kıyamet manzarasını andırır biçimde sokaklara döküldü.Hz Muhammed'in dirildiğini düşünmüşlerdi.

Ezanı bitiren Bilal:

"Dostlar, sizlere müjdeler olsun " dedi, "O'na ağlayan göz cehenneme girmez"
Fahri kainat efendimize binlerce selam binlerce sâlât olsun


Yusuf Sancaktar

UMUT ÇIĞLIĞI.

 
"Talea'l–Bedru Aleyna"
nidalarıyla çağırmıştık seni.
Ay'ın doğuşunu bu sözlerle dünyaya haykırmış, tepelerden süzülüşünü bu nidalarla müjdelemiştik âlemlere.
Kundaktaki bebekler dahi bir başka ağlamıştı o gün.
İçimizden yansıyan, ta yüreğimizden süzülen "müjde" çığlıkları öyle yansımıştı ki, 14 asır sonrasında bile hissediliyor hâlâ.
Aman Allah'ım!
Bu neyin heyecanıydı?
Bu neyin sevdasıydı, neyin müjdesiydi?
O gün kalpler neden hareketlenmişti ve neden "Müjde, müjde!" diye bağırıyor ve gözlerden yaşlar niçin akıyordu?
Bu neyin çığlığıydı?
Defler o gün ne çalıyordu öylesine?
Hurma ağacının tepesindeki âşık neyin müjdesini veriyordu?
O an oradaki hayvanat bile değişik bir haykırış–sesleniş içerisindeydi.
O gün yeşiller daha bir yeşil, maviler daha bir mavi olmuş, bulutlar bir çadır şeklini almış, bize doğru geliyordu.
Neden? Kimdi o gelen? Kimlerdi onlar? Onlar nasıl bir yürek taşıyordu ki?
O bulut da neydi, neyin nesiydi yaz ortasında? Güneşe meydan okuyuşunda.
Tüm kâinata, asırlara bir haykırıştı. Bir müjde seslenişiydi o çığlıklar, sevinçler.
Akan gözyaşları, sevinç ve vuslat gözyaşlarıydı.
O an yüreklerdeki titreyiş bir seslenişti. Tüm zamanlara ve âlemlere bir sesleniş.
Yürekler o an belki de ilk kez böylesine hareketlenmiş ve "Ben de varım bu âlemde!" diyorlardı.
Biliyoruz ya Resûlallah.
Bu çığlık ve müjdeler, bundan tam 14 asır evvel sana idi.
Senin ve dostunun gelişinin müjdesiydi bu sevinç çığlıkları.
Seni bir gölgelik gibi gölgeleyen bulutun müjdesiydi bu çığlıklar.
Kurtuluşun, ferahın, huzurun, başarının, gücün müjdesiydi o sesler.
Müjdendi ya Resûlallah tüm iç titreyişleri.
Gözlerden akan yaşlar senin müjdendi ya Resûlallah.
Biliyoruz. Biz orada belki fiziken, bedenen yoktuk; ama ruhumuz bu sevdaya bu müjdeye, bu umut çığlığına aşina ya Resûlallah.
Kalbimizin en derin noktasında bu haykırışın yansımasını hâlâ duyuyoruz ve hasretle yollarını gözlüyoruz.
Gözlerimiz gene o bulutu, dostun dostunu ve seni gözlüyor ya Resûlallah.
Umut çığlığımız seni bekliyor.
Hasretinle, aşkınla, sevdanla bekliyor ya Nebî!
Ne olur, ne olur "Geliyorum!" de ya Resûlallah.
Bir daha dönmemesine ve bir daha ayrılmamasına gel.
Hem de çabuk gel ya Resûlallah.
Sana hasretiz ya Habîballah. 
 
 
 

RASULULLAH'IN(S.A.V)MÜBAREK,MÜCELLA-ŞEMAİL-İ ŞERİFİ

 
Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim’den ne asil bir soy
Saçları hoş siyah dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Âlemlere rahmet yüzünü göster
Bu kul varlığından soyunm ak ister

Güneş pervânesi o güzel yüzün
Nurund an ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün
Tecell i ediyor yüzünde özün
Hasret im, yanarım, yüzünü göster
Kölen bu devlet le avunmak ister

Simsiy ah gözlerin âhû misâli
Dâim Hakk’a bakar her an visâlin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökde hilâlin,
Râzıyım rûyada yüzünü göster
Âşık maşukuna can sunmak ister

Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Mübarek vücudun serin kış ve yaz
Cânımı yoluna kurban etsem az
Dostla r defter ine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasret inden yakınmak ister

Duyular mükemmel, dişleri inci
Kokusu na tutkun, yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanm ak ister

Yukarıdan aşağı heybet le iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Âdetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister

Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonra ülfet eder hemen severmiş
Benzer ini asla görmedim dermiş
Erenler yolunda gidere k ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster
Gönüller nurunla yıkanmak ister

Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hilkate ruhunla başlamış Rahman
Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an
Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an,
Alemlere Rahmet, cemâlin göster
Kölen rahmet ine sığınmak ister

Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah’a sevdiren sensin
Gecemi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister

Hakk’ın halili sin, habibi sensin
Gönüllerin eşsiz tabibi sensin
En güzel hutben in hâtibi sensin
Ümmetin en büyük nasibi sensin
Aşkımın Leylası yüzünü göster
Gönül seni gözden sakınmak ister

En güzel, en üstün ahlak senindir
Cömertlikte kemâl el-hâk senindir
Şefaatte en son durak senindir
Miraç senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervâne şem’ine hep yanmak ister. ..


HAYREDDİN KARAMAN
 
Şemal-i Şerif Ne Demektir?

Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler ve giyimi gibi tüm müminlere örnek olması gereken pek çok detayı ifade eden terimdir.

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (sav), Allah'ın "… ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur." (Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah'ın en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı, Allah'ın dostu, Rabbimiz'in Katında üstünlüğü olan, müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir. Tüm Müslümanlara üstün bir örnek olarak gönderilmiş olan Peygamber Efendimiz (sav)'in bu ahlakından ve yaşamından öğüt çıkarmak; ancak Kuran ahlakına tam tabi olmakla, Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uymakla, Kuran ahlakını O'nun gösterdiği çabanın bir benzeri ile tüm dünyaya yaymaya çalışmakla ve ahlakça ve tavırca gücünün yettiğinin en fazlasıyla O'na benzemek için gayret etmekle olacaktır.


Peygamber Efendimiz (sav)'in Saç Sakal ve Giyim Tarzı

Peygamber Efendimiz (sav)'in Saçı
Peygamber Efendimiz (sav)'in saçının uzunluğu ile ilgili farklı tarifler vardır. Tarifler arasında böyle bir farklılık olması ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimiz (sav)'i farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı olmuş olabilir. Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz (sav) saçını en kısa kulağı hizasında kestirmiş, en fazla ise omuzlarına kadar uzatmıştır.

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Hazreti Peygamber (sav)'in saçları, kulaklarının orta hizasına kadar uzamıştı." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 49)

Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor:

"Resulullah'ın mübarek saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı. Allah'ın selat ve selamı üzerine olsun." (a.g.e., s. 50)

Peygamberimiz (sav)'in Saç ve Sakal Bakımı

Peygamber Efendimiz (sav) temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermişlerdir. Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir. Peygamberimiz (sav) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş ve "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin" şeklinde buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakalı ile ilgili diğer aktarılanlar şu şekildedir:

Hz. Adda İbn Halid'den (ra): "Mübarek sakalı gayet güzeldi." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 519/16)

Peygamberimiz (sav), dış görünümüne ve temizliğine verdiği önemle, müminlere güzel bir örnek olmuştur. Bir rivayette Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konudaki güzel tavrı şöyle belirtilir:

"Bir gün Peygamber (sav) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: 'Allah kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever.' " (İbn Adiyye el-Kamil; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.679)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Giyim Tarzı
Peygamberimiz (sav)'in giyimi hakkında da sahabeler pek çok detay aktarmışlardır. Bunun yanı sıra Peygamber Efendimiz (sav)'in müminlere nasıl giyinmeleri gerektiğiyle ilgili olarak tavsiyeleri de onun bu konuya verdiği önemi ortaya koymaktadır. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

"Allah güzeldir, güzelliği sever, güzel giyinmek kibir değildir, kibir (mazhar olduğun nimeti kendinden bilip) hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 208)

Peygamber Efendimiz (sav)'in torunu Hz. Hasan (ra), onun giyim konusu hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:

"Peygamber Efendimiz (sav) bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi." (Buhari, et-Tarih'ul-Kebir, I, 382, nu:1222)

Bu konudaki Peygamberimiz (sav)'in bir başka hadisi de şu şekildedir:

"Ey müminler! Gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarf ediniz. Ancak, israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız." (Buhari, el-Cami'us-Sahih, VII, 33; İbn Mace, Sünen, II, 1192, nu:3605)

Peygamber Efendimiz (sav) ashabından biri dış görünümüne önem vermediğinde veya bakımsız olduğunda onu da hemen uyarırdı. Bu konuya ait bir rivayeti Ebu'l Havas (ra), babasından şöyle nakletmektedir:

Üzerinde iyi görünmeyen bir elbise olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yanına gelmiştim. Bana: "Senin malın yok mu?" diye sordu. "Evet var" cevabıma: "Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti. "Her çeşit maldan Allah bana vermiştir" demem üzerine: "Öyle ise Allah Teala Hazretleri sana bir mal verdiği vakit Allah'ın verdiği bu nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir" buyurdular." (Nesai, Zinet 83, (8, 196), Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 119)

Peygamberimiz (sav)'in giyim tarzı ile ilgili sahabelerin aktardığı bilgilerden bazıları ise şunlardır:

İbnu Abbas (ra) anlatıyor
:
Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm." (Ebu Davud., Libas 8, (4037); Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.69)

Ümmü Seleme (ra) anlatıyor: "Peygamber Efendimiz (sav)'in en çok sevdikleri elbise çeşidi, gömlek (kamis) idi." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 85)

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:


"Peygamber Efendimiz (sav), giydikleri elbiseler içerisinde, Hibere-i Yemani'yi çok severlerdi" (Hibere, Yemen'de dokunan pamuktan yapılan, kırmızı çubuklu yeşil bir kumaştır. Eskilerin "alaca" dedikleri desenli kumaşlar için kullanılan bir tabirdir. Bu da kumaşın düz değil desenli olduğunu ve birkaç renkten oluştuğunu gösterir.) (Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, 3.cilt, s. 283)

El-Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

"Kırmızı desenli elbisenin, Peygamber Efendimiz (sav) kadar bir başkasına yakıştığını görmedim. Bu kıyafetle Resulullah (sav)'ı gördüğümde, mübarek saçları, omuzlarına değecek kadar sarkmıştı." ( Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 94)

Semüre b. Cündüb (ra) rivayet ediyor:

"Hazreti Peygamber (sav): "Beyaz elbise giyiniz. Zira o, son derece temiz ve hoştur" buyurmuşlardır" . (a.g.e, s. 98)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Dış Kıyafetleri

Eşa's b. Süleyn (ra) anlatıyor:

"Bana halam anlattı. Ona da amcası anlatmış. Halamın amcası demişti ki: Bir gün Medine sokaklarında izarımı (peştemal, futa, göğüsten aşağı örtülen elbiseler) sürüyerek yürüyordum. Bu sırada arkamdan bir ses işittim: "İzarını yukarı kaldır. Zira izarın yerde sürünmemesi, onun daha temiz kalmasını ve uzun müddet dayanmasını sağlar" diyordu. Arkama dönüp baktığımda bu sözleri söyleyenin Resulullah Efendimiz (sav) olduğunu gördüm." (a.g.e, s. 154)

Seleme b. El-Ekva'dan (ra):

"Hz. Osman, uzunluğu bacaklarının yarısına kadar ulaşan bir izar giyer ve "Arkadaşımın (sahibi), yani Resulullah (sav)'ın izarları da aynen böyleydi" derdi. (a.g.e, s. 155)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Yüzüğü ve Mührü


Resulullah Efendimiz (sav) yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu.

"Peygamber Efendimiz (sav)
'in Mühr-i Şeriflerinin kaşına, üç satır halinde, "Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda "Muhammed", ikinci satırda "Resul", üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu." (a.g.e, s. 114-117)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Yürüyüş Şekli


Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

"Ben Resulullah Efendimiz (sav)'den daha güzel birisini görmedim; sanki güneş, onun mübarek yüzünde devrediyor gibiydi. Peygamber Efendimiz (sav)'den daha hızlı yürüyen birisini de görmedim; yürürken adeta yeryüzü ayakları altında dürülürdü. Bizler, arkalarından giderken, geri kalmamak için büyük çaba harcardık." ( a.g.e, s. 157)

Hz. Yezid İbni Mirsad (ra) ise şöyle demiştir:"Yürüdüğü zaman vakarlı fakat hızlı giderdi. Yanındakiler ona yetişemezdi." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 541/1)

Hz. Ebu Atabe (ra)'den:


"Yürürken kuvvetli adımlarla yürürdü." (A.g.e, 541/2)

"… Yürürken, ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi. Ayaklarını ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sukunet ve vekar üzere yürürlerdi. Yürürken, sanki meyilli ve engebeli bir yerden iniyor görünümünü arzederdi. Bir tarafa dönüp baktıklarında, bütün vücudları ile birlikte dönerlerdi. Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı. Ashabı ile birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi. Yolda karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selam verirdi." (Tirmizı'nin Şemail isimli kitabının tercümesinden; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 66-67)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Oturuş Tarzı

Kayle binti Mahreme (ra) anlatıyor:

"Resulullah (sav)'i sonsuz bir mahviyet (alçak gönüllülük, tevazu) ve tevazu içinde otururken görünce, heybetinden vücudum titremeye başladı." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 160)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Güzel Kokusu
Peygamber Efendimiz (sav) temizliğe çok önem verirdi. Kendisi sürekli mis gibi, tertemiz, hoş ve güzel kokar, Müslümanlara da temizliği tavsiye ederdi. Sahabelerden rivayet edilen bilgilerde Peygamberimiz (sav)'in bu güzel özelliği hakkında detaylar aktarılmaktadır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir:

"Resulullah Efendimiz (sav) Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamber (sav)'in geçtiğini söylerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz (sav)'in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık." (Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Damla Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1998, s.280)

İbn-i Ebi Adi, Humeyd, Enes (ra)'den:

“Resulullah (sav)'in elinden daha yumuşak ne bir yün kumaşı, ne de bir ipeğe (hayatımda) dokunmadım. Resulullah (sav)'in kokusundan daha güzel (kokan) bir kokuyu da koklamadım.” (Buhari, 1/503; Müslim, 2/257; İbn-i Kesir, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Mucizeleri, Çelik Yayınevi, s. 46)

"Cismi nazif (temiz), kokusu latif (hoş) idi. Koku sürünsün sürünmesin, teni en güzel kokulardan ala kokardı. Bir kimse onunla musafaha (el sıkışmak, tokalaşmak, muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek) etse, bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz kokusunu) duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rahiya-i tayyibesiyle (temiz kokusuyla) o çocuk, sair (diğer) çocuklar arasında malum (bilinirdi) olur idi." (Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s.364-365)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevdiği Yemekler


"Kabağı çok severdi." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, 552/7)

"Avlanan kuş etlerini yerdi." (Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803)

"Hurmalardan Acve hurmasını severdi." (Ebuşşeyh, a.g.e.)

Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (sav
)'in sevdiği yiyeceklerle ilgili şunları söylemiştir:

"Tatlı ve balı severlerdi." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, 552/11)

"Hazreti Peygamber (sav)'in katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Tavuk, toy kuşu, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı…" (Ebu Davud, III, 496-497, nu: 3840; Nesai, VII, 207-209; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 219)

"Hiçbir zaman bir yemeği yermemiştir. Hoşuna giderse yer gitmezse yemezdi. Hoşlanmadığında da bir başkasına kötülemezdi." (Buhari ve Müslimde aynı anlamda rivayetler yer alır. Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, s. 804)

Peygamber Efendimiz (sav)'in sevdiği bazı yiyecekler için söylediği sözlerden bir kısmı ise şöyledir:

"Sirke ne güzel katıktır." (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi , Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 70)

"Mantar kudret helvasıdır." (a.g.e, s. 209)

"Sinameki ve sennut (tereyağ tulumuna konulan bal) yemeye devam ediniz. Çünkü bu iki şeyde samdan (ölümden) başka her hastalıktan şüphesiz şifa vardır." (a.g.e, s. 213)

"Zeytinyağını yiyiniz ve kullanınız. Çünkü bu yağ mübarektir." (a.g.e, s. 73)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevdiği İçecekler
Hz. Aişe (ra) bildiriyor:

"Şerbetlerin içinde tatlı ve soğuk olanını severlerdi." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, 521/15)

Peygamber Efendimiz (sav) bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi. (Arızat'ül Ahzevi Şerhu Sünen'it Tirmizi, VIII, 89-90, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 255)

İçilecek şeylerde en çok sütü severlerdi. (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, 521/18

Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:

"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan Allah'a hamd olsun." (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.16)

Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:

"Allah suyu temizleyici olarak yarattı. Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez." (a.g.e, s.295)

Peygamberimiz (sav)'in Şemail-i Şerifini Öğrenmenin Önemi

"Gerçek şu ki, Biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız" (Müzzemmil Suresi, 5) ayetiyle de bildirdiği gibi Rabbimiz son peygamber olan Hz. Muhammed (sav)'e önemli bir sorumluluk vermiştir. Peygamberimiz (sav) ise, Allah'a olan güçlü imanı ile O'nun kendisine verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları Allah'ın yoluna, hidayete davet etmiş ve tüm inananların yol göstericisi ve aydınlatıcısı olmuştur.

Bu nedenle her dönemde olduğu gibi içinde yaşadığımız dönemde de Peygamberimiz (sav)'in ahlak özelliklerini ve yaşam şeklini öğrenmek, tüm müminler için büyük bir önem taşımaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in tüm müminlere örnek olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

“Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21)

Peygamber Efendimiz (sav) gibi Kuran ahlakını tüm dünyaya yaymaya çalışıldığı, ahlakça ve tavırca gücünün yettiğinin en fazlasıyla O'na benzemek için gayret edildiği takdirde Yüce Allah Peygamberimiz (sav)'e nasıl yardım ettiyse, O'na destek olanlara da yardım edecek ve yollarını açarak, onlara umulmadık başarılar verecektir. Ancak en önemlisi de bu üstün ahlak, Rabbimiz'in rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmaya vesile olacaktır. Bir ayette hüküm ve hikmet sahibi Allah'ın iman eden kulları üzerindeki rahmeti şöyle bildirilmektedir:

“Bizim uğrumuzda mücadele edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir.” (Ankebut Suresi, 69)

Peygamber Efendimiz (sav)'in Temizliğe Verdiği Önem

Değerli Peygamberimiz (sav) Müslümanların düşüncelerinin ve kalplerinin temizliği kadar bedenlerinin, giysilerinin, yaşadıkları mekanların ve yedikleri yiyeceklerin temizliğinin de önemli olduğunu güzel tavırlarıyla göstermiş ve bunu birçok defa vurgulamıştır. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:

“Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, zira cennete temizler girer.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, 96/2)

Peygamberimiz (sav)'in Süt İçin Söyledikleri


"Allah bir kimseye yemek yedirdiği zaman o kimse, 'Allah'ım Bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver' diye dua etsin. Allah bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, 'Allah'ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şeyi bilmiyorum." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 364/7)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 36. sayı (Haziran 2007) 52. sayfada yayınlanmıştır.

ENN GÜZEL AŞKK HİKAYESİİ..!

Dünyanın, yaşanmış en guzel aşk hikayesi bu...
Ne Leyla diyecegim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..

En guzel ask hikayesi Efendimiz sallALLAHu aleyhi vesellem ile
Hatice Validemiz'in hikayesidir..

Sanir misiniz ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da
digerleri..Asklari dillere destan olur, gunumuze kadar ulasirdi?

Hayir tabii ki!

Belki bir kac sene sonra bitecekti.. Yasanmadigindan,
kavusulmadigindan hep bunlar

Ama siz bir bakin efendimizle, Hatice Validemiz'in askina ALLAH
icin!

Bu, yasanmis hem de uzun yillar boyu yasanmis bir ask..

Ahla kissat hub fil alem

Mekke fethinin ilk gunu, o karisiklik, o heyecan esnasinda Efendimiz
yasli bir hanimla karsilasiyor, O'nun yanina gelmesini onlemek
isteyenlere "Birakin" diyor gelsin..

Sirtindan abayasini cikarip, hanimin altina seriyor ve birlikte
oturup 1 saat kadar sohbet ediyorlar..

Aise Validemiz merak ediyor ve sonrasinda;

"Kimdi o? Neler konustunuz?" soruyor..

Cevaba bakar misiniz;

" O, Hatice'nin arkadasi idi, eski gunleri yadettik"

Hatice Validemiz vefat etmis, aradan yiiillar gecmis, vefayi,
sevgiyi, ozlemi goruyor musunuz?

Ve o hengamede..

Ve hatice Validemiz'e bakin;

Yasi 55..
Efendimiz o sira Hira magarasinda, nubuvvetten evvel ibadette..

Her gun O en sevgili'ye yiyecek tasiyor! Her gun gidiyor ve O'nunla
biraz oturuyor..

Hira Magarasini bilir misiniz siz? Ne kadar yuksektir ve cikmasi ne
kadar zordur? Bugun gencler bile cikarken ter icinde kalirlar, cok
yorulurlar..

Yasi 55 Hatice Validemizin ve her gun Habibini gormeye gidiyor!

Yine bakiniz ki o asil hanima, Efendimiz'den daha yasli oldugu icin
O'na ustune evlenmesini teklif ediyor!

Dusunebiliyor musunuz?

O'nu oylesine seviyor ki, sadece O'nu mutlu edecegini dusundugu icin
"Evlen" diyor!Ama O, reddediyor, asla O'nu incitmek istemiyor..

Hanim'a bakin! Ve sevgisine..

Yine ilk vahiy geldiginde O'na nasil destek olduguna, yuregini,
malini, canini nasil serdigine bakin..

Ve Efendimiz'in yuregindeki Hatice Validemizin yerini dusunun, cok
hadislerde gecer..

Yine Validemiz'in vefatindan cok uzun yillar sonra kizkardesi Hale
efendimiz'in evine gelir ve kapiyi calar..

Oylesine heyecanlanir ki O, kapiya kosar, eli ayagi dolasir..
"Neden" derler..

"Hatice'nin calisi bu" buyururlar..Ve "Sanirim Hale'dir gelen"
derler..

En guzel Ask hikayesi budur!

Yasanmis ama eskimemis, yepyenidir..

SallALLAHu aleyhi ve sellem..

Bizlerin muhterem Validemiz'den alacagi cok dersler var..

O'na, Onlar'a benzeyenlere selam olsun...
 

AŞKIN ÇÖLDEKİ İZİ.



yetim kalmış bir günün ahirinde…

ruhun aleminde zamanın ve mekanın sözü olmazmış ;

yüreğin ruh alemini özlediği yerde de zaman, bereketten çalarmış;

mekan aşktan…

gün geçermiş hızlıca; yüreğin özlemi artarmış.

mekan şahit olduğu aşk’ın sırrından vermezmiş artık yüreğe/

…..
aşk, aşk’ı hakkıyla dileyenlerin diyarına hicret etmiş; ensarlarının yüreğine inşirahı yaşatmaya gitmiş…

geride kalanlar yetimliğinden bihaber kalmışlar; iç acılarının yetimliklerinden olduğunu bilememişler. geride kalanlar sol taraflarının, aşk’a olan özlemden sızladığını anlayamamışlar. onlar, aşk’ın dileyen’e, özleyen’e vefasını anlayamamışlar.

aşk…

ey, yar’e en ziyade yakışan,

geride kalanların her şeyi yetim kaldı aslında;

sözleri yetim; yar’e dokunmadan, yürek ikliminden geçmeden dudağa dokunur; muhatabının yüreğine yaralar açar…

sükutları yetim; duaya burak olmaz; tebessümü setreyler.

geceleri yetim; bir boyun eğişe şahitlik etmez; bir yorgunluğun ahirinde gelir ve geçer…

günleri yetim; halleri aşk’ı örmez; günlük telaşların gölgesinde kalır; aik’ın güneş olması bir şey ifade etmez onlar için.

ey aşk!

ey vefanın sadık dostu; inşirahın hira’sı…

geride kalanların yetimliğini hatırla; vefasızlıklarını cehaletlerine ver. sen bir yüreği dahi bıraksan orası artık talan olur; bir çorak toprak misali…bir çöl misali…oysa bir yürek değil binlerce yürek gerilerde kaldı.

ey aşk,

bilir misin buralara yetimlik çok dokundu; özlediğimizin sen olduğunu hissettir de gel artık…

sana vefa yakışır; bize acziyetin yakıştığı kadar.

sana cömertlik yakışır; bize ‘dileyen’ vasfının yakıştığı kadar.
sana dönmek yakışır; dönmek ve geride kalanların yüreğine inşirahı yaşatmak…

ey aşk;

gel ….

günümüze, gecemize, sükutumuza, kelamımıza mana kat…

gel….

/…çölde bir iz var;

belli ki aşk geçmiş buralardan,

çünkü çöldeki tek mahfuz iz aşk’ındır…./

nokta!

Senin Gibi Olmak Zor Geldi Bize Ya Rasul !

 
 
Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize...

Neler yapmadık ki,
neleri atmadık ki hayatımızdan,
düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu...

Neler demedik düşünmeden...
Hep biz olmalıydık, dedik
Her şeyi ben bilir ben yaparım, dedik
Herkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik...


En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki...

Hep büyük olmak istedik,
her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik...

Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik...
Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi,

nice dostları kaybettik onu kazanmak için
ve
nice düşmanlar kazandık onu kaybetmemmek için...


Para dedik parayla yandık...

Şöhret dedik şöhretle yandık...

Hep ben dedik benlikle yandık...

Ama ALLAH deyip ALLAH aşkıyla yanmak zor geldi bize...


İnsanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu.
Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik.
Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu...


İsmimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara...
Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı...
Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık...

Ve istediklerimiz oldu...
İsmimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara...
Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına "işte o" yazıldı...
Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi...

Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk.
İşte artık her şeye sahiptik...

Bütün bunları kazanırken birtek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik...

dünya öylesine sarmıştı ki bizi,

gözlerimiz öylesine perdelenmişti ki

kazandıklarımız öylesine tatlıydı ki...

en önemli kazancımızı

dünya ve ahiret saadetimizin anahtarını

gönlümüzün huzurunu

gözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik.



Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu.
Artık Allah'ı unutuyor, O'nun emirlerine karşı lakaydlaşıyorduk.
Bize sunulan nimetlere nankörlük
ve
emanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti...

Bilemedik, anlayamadık...

Dönmek, doğruya yönelmek, hatalarımıza kalem çekmek zor geldi bize...


Ama ne pahasına olursa olsun;

dünyanın her türlü nimetinden mahrum kalmak,

insanların alaylarına maruz kalmak,

itilmek,

kakılmak,

küçük düşürülmek

evet ne pahasına olursa olsun

artık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden.



Artık RABBİME yönelmenin, O'nu bulmanın, O'nu anlamanın
O'nun aşkıyla yanmanın, O'nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti...


Bütün insanlara,

bütün sahte dostlarıma,

bütün düşmanlarıma,

bütün fantazilere,

bütün günahlara,

bütün dünyaya sesleniyorum...



Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur...

Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur...

Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur...
Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur...

Artık bırakma vaktidir sizi,

artık yönelme vaktidir Rabbime,

artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün,

artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün,

artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadar

ALLAH'a kul olma

ALLAH aşkıyla yanma

ALLAH'ın varlığında yok olma vaktidir bugün.......!

-aLıNtı-

SEVGİ VE MERHAMET.

 Bir gün Medinenin çocukları Peygamber Efendimizin (sas) önünü kesiyor, etrafını kuşatıyor. Sen bizim esirimizsin, bedel vermeden bırakmayız, rehin aldık, gidemezsin diyorlar. Efendimiz, hiç kızmıyor.
Onlarla şakalaşıyor, gülümsüyor. Hz. Bilali evine gönderip çocuklara dağıtmak üzere bir şeyler getirtiyor. Bunları versem beni azad eder misiniz? diyor. Çocuklar kabul edince Kardeşim Yusuftan daha ucuza gittim. diyor.

Sevgi, sevilene yakınlık kazandırır, küçük kusurları örter. Hazreti Peygamber, kendisini candan seven bazı sahabîlerin yaptıkları küçük kusurların kendisine şikayet edilmesi üzerine, şikayet edenlere, O, Allahı ve Onun Resûlünü seven birisidir.

Seven, sevdiğinin dertlerini paylaşır. Seven, her şeyiyle sevdiğine benzemek ister. Bunun sonucunda bazen isteyerek bazen de istemeyerek sevgilisinin dertleri ile dertlenir. Allah Resûlü, kendisini çok sevdiğini söyleyen bazı sahabîlere sıkıntılara hazır olmaları gerektiğini, çünkü Allahı ve Onun Peygamberini çok sevenlerin dünya hayatlarında büyük sıkıntılarla imtihan edileceklerini haber vermiştir
. Âşık sevdiğinin derdine ortak olduğunda görünüşte sıkıntı içinde olsa da gerçekte vuslat kapılarını aralamıştır
.

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU ?

Daima düsünceli idi.
Susmasi konusmasindan uzun sürerdi; lüzumsuz yere konusmaz konustuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanirdi.

Dünya isleri için kizmazdi. Kendi sahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdi.
Kötü söz söylemezdi...

Affediciliği tabii idi. intikam almazdi. Düsmanlarini sadece affetmekle kalmaz, onlara seref ve değer de verirdi.
Kendisini üç seyden alikoymustu; Kimseyle çekismezdi, çok konusmazdi, faydasiz bos seylerle uğrasmazdi.
Umani, umutsuzluğa düsürmezdi; hoslanmadiGi bir sey hakkinda susardi.
Hiç kimseyi ne yüzüne karsi, ne de arkasindan kinamaz, ayiplamazdi, kimsenin kusurunu arastirmazdi. Kimseye hakkinda hayirli olmayan sözü söylemezdi.

Yaninda en son konusani, ilk önce konusan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir seye gülerlerse O da güler, bir seye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi
Gerçeğe aykiri övmeyi kabul etmezdi.

Her zaman ağirbasliydi. Konusurken çevresindekileri adeta kusatirdi.
Kelimeleri parildayan inci dizileri gibi tatli ve berrakti. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarini yerden canlica kaldirir, iki yanina salinmaz, adimlarini genis atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
Kapisina yardim için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yasça küçük bir dostunun omuzlarindan tutarak söyle demisti "Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yasa!"
Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir haletle dururdu, yüzünde daima isildayan bir parlaklik olurdu.
Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzina almadi. Sikintili hallerinde kabalasmaz, bağirmazdi. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayirt edilmezdi.Önüne ne konulursa yerdi. Sade kiyafetler giyer, gösteristen hoslanmazdi.
Konusurken yüzünü baska tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayricalikli bir yere oturmazdi.
Sabahlari evinden çikarken söyle söylerdi: "ilahi doğru yoldan sapmaktan ve saptirilmaktan, kanmaktan ve kandirilmaktan, haksizlik etmekten ve haksizliğa maruz kalmaktan, saygisizlik etmekten ve saygisizliğa uğramaktan sana siğinirim."
Siradan deGildi; siradan insanlar gibi yasadi.

iSTE O, PEYGAMBER EFENDiMiZ SALLALLAHU ALEYHi VE SELLEM iDi...

O'NDAN SONRA...

                Kişiliği ve niteliği her ne olursa olsun hiçbir insan O’nun kadar sevilmedi. Hiçbir faninin ölümü geride kalanları O’nunki kadar yakmadı. Hiçbir yaratılmış vefatının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen hala bu kadar diri ve sevgili olamadı. Öyle ki, Guinness’e geçecek biçimde, şu 21. yy. da bile dünya da en çok kullanılan erkek ismi O’nun ismi oldu.

Ama O’nun tadını O’nu yaşayarak almışların, O’ndan geride kaldıkları zaman içine düştükleri acı ve keder, destansı boyutlara ulaşmıştır.

Eşi Ümmü Seleme anlatıyor:
- O vefat ettiği gün biz bir araya toplandık. Hep ağlıyorduk. O gece sabaha kadar uyumadan ağladık. Cenazesini aramızda görmekle biraz teselli bulduk. Seher vaktiydi, ansızın kazma kürek seslerini işittik. Ağlamamız şiddetlendi. Mescide toplanmış olan arkadaşları da ağlıyordu. Adeta bütün Medine tek bir hıçkırık olmuş, sarsılıyordu. Derken Bilal sabah ezanını okudu. “Muhammed” dediğinde ızdırap, artık dayanılmaz noktadaydı.

Cenazesini defneden arkadaşlarının önünü biricik evladı kızı Hz. Fatma kesiyor ve hesap soruyordu.
- O’nu toprağa gömüp te evinize dönmeye gönlünüz nasıl razı oldu. O gül bedene nasıl kıyabildiniz?

Her müslüman bir yana savruldu. Bütün başlar eğikti. Bütün omuzlarda ve bedenlerde deprem vardı. Bütün diller suskundu.

Geride bıraktığı acı vefatını takip eden ilk günlerle sınırlı kalmamıştı. Arkadaşlarının bir kısmı hala aynı şehirde oturmaya ve her gün O’na ait bin çeşit anıyı yaşamaya güç yetiremeyeceklerini anladılar. Medine’yi terk ettiler. Bunlardan biri Habeş’li Bilal’di. Şam’a gitti ve o günden sonra bir daha ezan okuyamadı. Çünkü ezanın içinde “Muhammed” vardı. Bir istisna hariç. Şam’da bir gece rüyasında O’nu gördü.
-“Ey Bilal” diyordu, “beni üzdün. Komşuluğumu bıraktın. Beni ziyaret etmiyorsun.”

Bilal üzerinden örtüyü attı ve Medine yoluna düştü. Ezan okumasını istediler. Israr ettiler. Dayanamadı. O’nun günlerindeki yerine çıktı. Vakit öğleydi. Elini kulağına götürdü.
- “Allahuekber”, dediğinde Bilal’in sesini çok iyi tanıyan, suskunluğunun sebebini çok iyi bilen ve yıllardır Bilal’in sesine de vefatıyla onu susturan sebebe de hasret duyan Medine halkı bir kıyamet manzarasını andırır biçimde sokaklara döküldü. Hz. Muhammed’in dirildiğini düşünmüşlerdi. Ezanı bitiren Bilal:
- “Dostlar, sizlere müjdeler olsun” dedi, O’na ağlayan göz cehenneme girmez”

Arkadaşlarından birinin ayağının siniri kasılmıştı. Yanındaki bir tavsiyede bulundu.
- İnsanlardan en sevdiğinin ismini an, iyileşsin.
- “Muhammed”, dedi

Hz.Ömer’in oğlu Abdullah O’nun ardından kendi vefatına kadar yıllarca O’nun adını her andığında, ağladı.

On sene hizmetine bakan o haşarı çocuk Enes, yüz yaşındaydı, çevresini saran torunlarına anlatıyordu.
- Sevgilimden ayrılalı seksen sene oldu ve Allah’a yemin ederim O’nu rüyamda görmediğim bir tek gece geçirmedim.

Uzun söze ne gerek… Bir Fransız tarihçinin deyimiyle “O insandan büyük, Tanrıdan küçüktü. O, Hz. Muhammed’di. Binler selam…

Resûlullah'ın(s.a.v) isimleri

 
             Muhammed aleyhisselâmın 400’e yakın ismi Mevahib-i Ledünniyye’de vardır. Bunlardan bir kısmı şöyle:

Abdullah: Allahın kulu.

Âbid: Kulluk eden, ibadet eden.a
Âdil: Adaletli, doğru, doğruluktan, haktan ayrılmayan.
Ahmed: En çok övülmüş, sevilmiş.
Ahsen: En güzel.
Alî: Çok yüce.
Âlim: Bilgin, bilen.
Allâme: Çok bilgili.
Âmil: İşleyici, iş ve hareket adamı.
Azîz: Çok yüce, çok şerefli olan, galip.
Beşîr: Müjdeleyici.
Burhan: Sağlam delil.
Cebbâr: Kahredici, galip.
Cevâd: Cömert.
Ecved: En iyi, en cömert.
Ekrem: En şerefli.
Emin: Doğru ve güvenilir kimse.
Fadlullah: Allahın ihsanı, fazlı.
Fâruk: Hakkı bâtıldan ayıran.
Fettâh: Her türlü hayrın kapısını açan.
Gâlib: Hâkim ve üstün olan.
Ganî: Zengin.
Habib: Sevgili, çok sevilen.
Hâdî: Doğru yola götüren.
Hâfiz: Muhafaza edici.
Halîl: Dost.
Halîm: Yumuşak huylu.
Hâlis: Saf, temiz.
Hâmid: Hamd edici, övücü.
Hammâd: Çok hamdeden.
Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan.
Kamer: Ay.
Kayyim: Görüp gözeten.
Kerîm: Çok cömert, çok şerefli.
Mâcid: Yüce ve şerefli.
Mahmûd: Övülen.
Mansûr: Zafere kavuşmuş.
Masûm: Suçsuz, günahsız.
Medenî: Şehirli, bilgili ve görgülü.
Mehdî: Hidâyet eden, doğru yola ileten.
Mekkî: Mekkeli.
Merhûm: Rahmetle bezenmiş.
Mes’ud: Mutlu.
Metîn: Sağlam, özü ve sözü doğru, itimat edilir.
Muallim: Öğretici.
Muktedâ: Peşinden gidilen, uyulan.
Muslih: Islah edici ve düzene koyucu.
Mustafa: Çok arınmış.
Mutî: Hakka itaat eden.
Mu’tî: Veren, ihsan eden.
Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan.
Mübarek: Uğurlu, hayırlı, bereketli, feyzli.
Müctebâ: Seçilmiş.
Mükerrem: Şerefli, yüce, aziz, hürmet ve tazime erişmiş.
Müktefî: İktifa eden.
Münîr: Nurlandıran, aydınlatan.
Mürsel: Elçilikle gönderilmiş.
Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş.
Müstakîm: Doğru yolda olan.
Müşâvir: Kendisine danışılan.
Nakî: Çok temiz.
Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini.
Nâsih: Öğüt veren.
Nâtık: Hikmetli konuşan, nutuk veren.
Nebî: Peygamber.
Neciyyullah: Allahın sırdaşı.
Necm: Yıldız.
Nesîb: Asil, temiz soydan gelen.
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu.
Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk.
Nûr: Işık, aydınlık.
Râfi: Yükselten.
Râgıb: Rağbet eden, isteyen.
Rahîm: Müminleri çok seven, acıyan.
Râzî: Kabul eden, hoşnut olan.
Resûl: Elçi.
Reşîd: Akıllı, olgun, iyi yola götürücü.
Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan.
Sâdık: Doğru olan, gerçekçi.
Sadullah: Allahın mübarek kulu.
Saffet: Arınmış, seçkin.
Sâhib: Mâlik, arkadaş; sohbet edici.
Saîd: Mutlu.
Sâlih: İyi ve güzel huylu.
Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan.
Seyfullah: Allahın kılıcı.
Seyyid: Efendi.
Şâfi: Şefaat edici.
Şâkir: Şükredici.
Şems: Güneş.
Tâhâ: Kur’an-ı kerimdeki rümuz ismi.
Tâhir: Çok temiz.
Takî: Haramlardan kaçınan.
Tayyib: Helâl, temiz, güzel, hoş.
Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri.
Vâiz: Nasihat eden.
Vâsıl: Kulu Rabbine ulaştıran.
Velî: Veli, sahip, dost.
Yasîn: Gerçek insan, insan-ı kâmil.
Zâhid: Masivadan yüz çeviren.
Zâkir: Allahı çok anan.
Zekî: Temiz, akıllı.

SEVAP KAZANMANIN YOLLARI

 

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’a, A’line, Ashabına ve de Kıyamete kadar O’nun yolunu takip eden tüm din kardeşlerimin üzerine olsun.

Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

 

SEVAP KAZANMAK sanıldığı kadar zor ve çok şarta bağlı değildir. Hatta denebilir ki:

Niyetinizi düzeltin, işlerinizi düzgün niyetinize göre yapın. Rabbinizin rızasına erer, her şeyden sevap kazanabilirsiniz.

Meselâ:

1. Sadaka sevabı mı kazanmak istiyorsun ama imkânınız mı yok?

O halde karşılaştığın insanlara hep mütebessim dur. Sadaka sevabı aldın gitti, demektir.

Onun için Efendimiz (sav) buyurmuş:

“Mü’minin mü’mine karşı tebessümü sadakadır.”

2. Günahlarının sararmış yapraklar gibi dökülmesini mi istiyorsun? Hiç de zor değildir.

Yeter ki yeni karşılaştığın insanlara elini uzat. İyi niyetle tokalaş, musafaha et.

Bundan dolayıdır ki Efendimiz (sav) buyurmuş:

“İki mü’min karşılaşınca, biri elini uzatır da musafaha ederse, sararmış yaprakların dökülüşü gibi dökülür günahları.”

3. Sadakanın en çok sevaplısını vermiş olmak mı istiyorsun? Bu da zor değildir.

Küsleri barıştır, dargınların arasını bul. İşte sana en makbûl sadaka sevabı.

Bu konuda da Efendimizin (sav) ikazı vardır. Şöyle buyurmuştur:

“Sadakanın sevaplısı, dargın insanların arasını bulup barıştırmaktır.”

4. Rabbimizin yardımını mı istiyorsun? Sana hep ilâhî ikram ve yardımlar durmadan gelsin mi?

Öyle ise, sen de insanlara yardımcı ol, desteğini esirgeme.

Bu konuda da Efendimizin (sav) hatırlatması şöyledir:

“Allah (cc) kulunun yardımındadır. Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe.”

5. Kâmil Müslüman mı olmak istiyorsun? Bu da zor değildir.

Yeter ki kimseyle küs durma.

Bu konuda da şöyle buyuruyor Efendimiz (sav):

“Kâmil Müslüman’a din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.”

Demek ki kırılıp incindiğimiz kimselere en çok üç gün küs durabiliriz. Daha fazlası kâmil Müslüman’a yakışmaz. Biz de kâmil iman sahibi bir Müslüman olmak istediğimizden dolayı üç günü geçmez küslüğümüz.

6- Rabbinin merhametini mi elde etmek istiyorsun?

Öyle ise hem insanlara, hem de diğer canlılara merhamet edin.

Bu konuda şöyle buyurmuştur Efendimiz (sav):

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Siz bu dünyada canlılara acıyıp merhamet ediniz ki, Rabbiniz de ahirette size acıyıp merhamet etsin…”

Ne dersiniz bu maddelere? Bunları yapmak çok mu zor, yoksa çok mu kolay?

Çok kolay değil mi ?

2008/3/22

ALLAH'IN(C.C.) 99 İSMiNDEN 99 DUA

YA RABBI!

Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler
Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir
Esmaül Hünsa'na sahit yaz beni

ALLAH(cc)!
Sensin Allah(cc) sanadir kullugum
Sendedir çarem seninledir varligim
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Baskasina degil sana muhtacim
Baskasini degil seni çagiririm
Baskasi yaratilmistir sen yaradansin
Baskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensin
Baskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensin
Baska ilah yok sen Allah(cc)'sin
Sen ki esi benzeri olmayansin
Sen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisin
Cemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur
Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur
Su çorak gönlüme merhametini indir
Su fani ömrümü sonsuzluga eristir

Ya Rahim!
Öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin
Aklima vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin
Istenmediginde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Yüzünden azad eyle kalbimi
Atesten uzak eyle beni
Hicrana düsürme kalbimi
Rahmetinin rahmine al beni
Merhametinin kucagina al kalbimi

Ya Melik!
Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm senin
Gökler yarilirken sahibim sensin
Yildizlar dagilirken sahibim sensin
Varligim bana ait degil varim yogum senin
Elimde olanlar benim degil sahiplendiklerim de senin
Yokluga düsürme beni an senin
Darlik verme kalbime mekan senin

Ya Kuddüs!
Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmaz
Sen dilemezsen hiçbir sey pak sayilmaz
Gönlüm sana yönelmedikçe saf olmaz
Kanimi her nefeste temizledigin gibi nefsimi arindir pak eyle
Temizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizle

Ya Selam!
Sensin selam sendendir selam
Emrini dinler ates ki Ibrahim(as) için serin ve selametli olur
Ibrahim(as) gibi dostluguna kabul eyle beni
Ibrahim(as) gibi atesi gül eyle tenime
Gül gibi atesten çiçekler açtir ruhumda
Selamini sebnem gibi dokundur kalbime

Ya Mümin!
Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasil mutmain olur
Sen kalplere itminan vermezsen kim inandigindan emin olur
Sen inandirmazsan kim mümin kalir
Revamin tuzagina düsürme beni nefsimin diline birakma beni
Öyle mümin eyle ki beni pismanliklarim beni sana döndürsün

Ya Müheymin!
Sensin gariplerin siginagi
Sensin kimsesizlerin dayanagi
Sensin hakki himaye eden
Sensin aklimi aldanislardan kollayan
Sensin ayagimi tuzaklardan kurtaran
Sen ki zayiflari kuvvetlilerin serrinden himaye edersin
Mazlumlarin hakkini zalimlerden almayi vaat edersin
Sen ki benim en küçük, en önemsiz,
En gizli arzularimi da bilir bana merhamet edersin
Nefsimin aldatmalarina kanmaktan koru beni
Asagilarin asagisina yuvarlanmaktan koru beni

Ya Aziz!
Izzet senindir sendendir izzet
Sen dilersen kimse zillete düsmez
Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz
Kalbim yalniz sana kanar
Yakindiginla aziz eyle kalbimi
Ruhum yalniz seni arar
Huzurunla aziz eyle ruhumu
Halim yalniz sana asikar
Baskalarinin yaninda rezil etme beni

Ya Cebbar!
Sen ki magrurlari gururlarina esir eylersin
Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin
Sen ki zor kullanip zulmedenleri vicdanlarinin pençesine
hapsedersin
Bir sinegi vasita eyle de Nemrutlardan kurtar beni
Bir asayi vesile eyle de firavunlara galip getir beni
Ebabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimi
Nefsimin beni isyana zorlamasina izin verme
Aklimin beni saptirmasina geçit verme
Hep itaat üzre sabit kil beni

Ya Mütekebbir!
Ben acizim sen Kadir'sin
Ben fakirim sen Rahim'sin
Ben ölüyüm sen Hayy'sin
Ben çaresizim sen Ehad'sin
Ben muhtacim sen Samed'sin
Ben sagirim isiten sensin
Ben körüm gören sensin
Ben dilsizim konusan sensin
Ben yaratiliyorum yaradan sensin
Ben yokum var eden sensin
Ben hiçim ama emellerim büyüktür
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur
Ben isterim çünkü sen büyüksün
Sahit yaz büyüklügüne bu küçük kalbimi

Ya Halik!
Sen ol deyince her sey oluverir
Ol de olayim yarattiklarinin arasinda kalayim
Halk ettigin gibi ahlaklanayim
Sen yarattin diye güzel olayim
Hep en güzel kivamda kalayim

Ya Bari!
Ruhum senin elinde bedenim sana emanettir
Yoklukta birakma beni karanlikta birakma beni
Çirkinlige daldirma beni güzel eyle her halimi

Ya Musavvir!
Yokluga varlik suretini giydiren sensin
Hiçlige varlik boyasini çalan sen
Güzeli güzel kilan ancak senin tasvirindir
Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanidik
eylersin
Katinda makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi

Ya Gaffar!
Gizli düsmanliklarimi bilen sensin
Gözyaslarima deger veren sensin
Bilirim rahmet denizini bulandiramaz cümle günahlar
Rahmetinle arindir bagisla beni

Ya Kahhar!
Sen öyle Kahhar'sin ki kahrinda lütfun çok kahrinda acelen yok
Sen öyle Kahhar'sin ki kahrinda adalet var kahrina sinir yok
Düsmanimiz çok aczimiz nihayetsizdir
Kahrinla helak eyle zalimleri

Ya Vehhab!
Yokluga sirf yok oldugu için varlik bahsedersin
Nankörlerin bile rizkini kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin
Varligin senin lütfundur senin ihsanindir
Aciz varligima lütfunu ihsanini daim eyle

Ya Rezzak!
Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olur
Yarattigin her canlinin rizki senin katinda saklidir
Vahyin mümin kalplerin selin akillarin rizkidir
Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginligimdir
Senin fakirin eyle beni
Senin verdiginle doymak en büyük lezzetimdir
Sofranda agirla beni

Ya Fettah!
Damla kadar da olsa sevabim lütfeylede cennetini aç bana
Saskinda olsa aklim kerem eyle de sana gelen yollari aç bana

Ya Alim!
Senin için bilmenin basi yoktur
Ben ancak sonradan bilirim
Senin bilmedigin bir an yoktur
Ben ancak bazen bilirim
Sen açik edip söyledigimi de bilirsin
Sen susup kendime sakladigimi da bilirsin
Unutup kendimden sakladigimi da bilirsin
Kendi kuyularima aklimin iplerini salarim
Kendime aklim ermez sen beni benden çok bilensin
Kalbimin kuytularinda el yordamiyla dolasirim
Kendime kendim yetmez sen bana benden çok sirdassin
Bildigimi bilenlerden eyle beni bilmedigimi bilenlerden eyle beni
Sana malum olan ayip ve kusurlarimla utandirma beni

Ya Kabid! Ya Basit!
Dara düsürüsün genislik verdiginde sükretmeyeni
Genisletirsin dara düstügünde de sükredeni taktir senindir
Ya Rabbi! Sen ki imkansizi mümkün kilarsin
Darda koyma beni dara düstügümde de sükredenlerden eyle beni
Sen ki asillari yaninda tutarsin gölgede birakma beni
Ya Hafid!
Öyle Hafid'sin ki yokluga yuvarlarsin varligiyla gurura
düseni
Öyle Hafid'sin ki zillete düsürüsün kendisini yücelteni
Gururdan azad eyle nefsimi zillete düsürme kalbimi

Ya Rafi!
Secdelerimle sultan eyle beni
Kullugumla sereflendir beni
Katinda rütbelendir beni
Iyiler arasinda an beni
Yükseklere al beni

Ya Muizz!
Izzetim varsa ancak senin verdigin kadardir
Yalniz sana itaat etmenin izzetini ver bana
Izzetine ayine et fakiri

Ya Müzill!
Sana boyun egisim en tatli sevincimdir
Senin kapina gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir
Sana muhtaç olusum en büyük serefimdir
Cevapsiz birakma beni

Ya Semi!
Yare açik yare yare açmaya yare ne hacet
Feryadim duyulur asikare dile dökmeye ne hacet
Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet
Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet

Ya Basir!
Körüm körlügüme bile
Körüm gördügüme bile
Körüm gösterdiklerine bile
Vaat ettigin cennetine bile körüm
Senin görmenle görür cümle gözler
Aç gözlerimi

Ya Hakem!
Sen ki varlik agacini yoklugun karanlik köklerinden çikarip
vücuda getirensin
Sen ki kalbimi bir lütfe gibi rahmetini rahminde besleyip büyütensin
Kalbime degen sizilari ince ince söz eyle
Yüzüme degen gözyasimi damla damla rahmet eyle
Dudagima degen heceleri deste deste dua eyle

Ya Adl!
Sensin zulme ugrayanlarin dayanagi
Sensin mahzun kalplerin siginagi
Senin adaletindir sigindigim senin nizamindir güvendigim
Nefsime zulmetmekten koru beni
Adaletine razi eyle nefsimi
Egrilmekten koru kalbimi
Rizana göre ölçülendir beni
Mizaninda güzel eyle akibetimi
Kolay eyle sorgu sualimi
Hesap verme inceligiyle yasat beni
Zulmetmekten uzak eyle beni
Zulme ugramaktan koru beni

Ya Latif!
Senin hükümlerin her seyin her haline inceden inceye nüfuz eder
Hükmüne razi olmayi lütfet bana
Lütfunu hakkimda hükmün eyle
Hükmünü hakkimda latif eyle

Ya Habir!
Gizlim saklim yok senden gayrisi halden anlar degil
Sakladiklarimdan sen haberdarsin baskalari sirdasim degil
Senin söyledigindir haber baskalari derdim degil
Gaybin haberleri sana aittir hiçbir sey göründügü gibi degil
Incecik sizilarimdan ilk göz agrilarimdan sen haberdarsin
Baskalari kalbimin sirlarina cahil
Dertlerim sana ayandir baskalari dertlerime gafil

Ya Halim!
Sen ki cezalandirmakta acele etmez af yolunu tutarsin
Sen ki karsima gazabindan çok rahmetini çikarirsin pisman
olayim diye firsat tanirsin
Sen ki nefsimdeki zillet karanliklarini incitmeden temizlersin
Mahcup olmayayim diye eksikliklerimi örtersin
Sen ki her nefesi tatli bir dokunus eyleyip beni nezaketle
yasatirsin
Gaflet ve unutkanligima rahmetinin tebessümüyle bakarsin
Sonsuz hilmine siginirim

Ya Azim!
Gökler ve yer azametine sahittir senin
En sert tas azametin karsisinda yumusar
En yakici ates azametin karsisinda serin olur
Azametinle azmettir hak yolunda bu fakiri

Ya Gafur!
Senin kapin hiç kapanir mi günahkarlara
Pismanliklarimi kime arz ederim yoksa
Ancak senin bagislamanla aklanir yüzüm
Ancak senin affinla temizlenir kalbim
Ancak senin affinla biter utancim
Ya Rabbi! Hesap gününde yüzümü kara çikarma
Gafur olan ancak sensin bagisla beni akma

Ya Sükür!
Sen ki bana iman verdin dalalette birakmadin
Bense sana sükrümde hep eksik yetersiz kaldim
Sükrünün lezzetini her dem tattir kalbime dilime
Sükredebilmek bile senden gelen bir nimettir
Bu nimetin suuruna erdir fakiri

Ya Aliyy!
En güzel sifatlar bile seni nitelemeye yetmez
Senin lütfunun sulesidir bütün güzel sifatlar
En mükemmel vasiflar bile seni vasfetmeye yetmez
Senin cemalinin gölgesidir bütün mükemmel vasiflar
Sen her türlü tasavvurun ötesindesin
Sen her türlü hayalin üzerindesin
Sifatlarina hayaller erisemez yüceligine akil sir ermez
Senin lütfunla ulviyet kazanir alemler
Senin tenezzülünle mertebeler kazanir insan, cin ve melekler
Aczime yüce kudretinle medet eyle
Fakrima ulvi yakinliginla imdat eyle
Sen ki içimin içinde olup bitenleri bilirsin yakindigina al beni
Sen ki yüceler yücesisin senden baskasina boyun egdirme beni

Ya Kebir!
Cümle efkar dar kalir senin kibriyani anlamaya
Cümle sözler sig kalir senin büyüklügünü anlatmaya
Bir seni büyük bilenlerden eyle beni
Büyüklügünü bilmekle genislet fikrimi
Kibriyani anlayacak akilla donat beni
Celalini görmekle genislet kalbimi

Ya Hafiz!
Hifzinin hazinesinde alem bir noktadan ibarettir
Hifzinin ayinesinde ay ve günes sönük bir pariltidan ibarettir
Bahar kisa döner birgün gün aksama çikar
Sabahlar sendendir koru beni sabaha eristir
Yildizlar söner birgün daglar yerinden oynar
Gökler senindir koru beni kapina yetistir
Göklerde ölür birgün yer yerinden oynar
Her yer senindir koru beni menzile eristir
Kuslar dagilir birgün denizler kaynar ufuklar senindir
Koru beni ötelere eristir
Ismim unutulur birgün sesim boslukta çinlar
Yakinliklar sendendir
Koru beni yakinligina eristir
Defterim açilir birgün günahlarim çok tutar
Taktir senindir koru beni affini yetistir
Sözüm biter birgün sessizlik uzar kelam senindir
Koru beni müjdeni yetistir

Ya Mukit!
Sen ki herkesin her ihtiyacini her an görüp gözetirsin
Sana ayandir her türlü niyet ve hareketim
Sen ki sonsuzluk istedigini kalbime ilham edersin
Sana malumdur bütün dualarim ve isteklerim
Sen ki zayif ve acizleri yetim ve yoksullari kollayip gözetirsin
Senin asinadir acizligim ve yetimligim
Sen ki öncelikle yoksullara keremde bulunmayi seversin
Sana asikardir sevapça yoksullugum ve eksikligim
Niyetlerimi güzellestir ihlasa eristir beni
Ömrümü ebede bitistir cennetine yerlestir beni
Yoksullugumu rahmetine ayine eyle baskasina el açtirma
Günahlarimi gufranina bahane eyle yüzümü kara çikarma

Ya Hasib!
Emellerim hesaba gelmez arzularim sayiya dökülmez
Defterimden yanlislarimi çikar ki hesabim kolay olsun
Ihtiyaçlarimin en küçügüne hayallerimin hiçbirine elim
yetismez
Kalbimin sizilarini topla ki hesaba gelir bir duam olsun

Ya Celil!
Senin celalin zatindandir baskasina muhtaç degil
Senin yüceligin kemalindendir sebebe muhtaç degil
Senin kemalin yine sendendir görünmeye muhtaç degil

Ya Kerim!
Ya Rabbi! Kereminle güzel eyle her halimi
Kereminle sevindir kalbimi
Sen ki en çok acizlere zayiflara ikram eylersin
Sen ki hiç sebepsiz hiç hesapsiz kerem eylersin
Sen ki bir avuç tohumda bir bahçenin agacini saklarsin
Cennetine al hiç bitmeyen ikramina eristir beni
Kerem et bu acize az sevabini çok eyle

Ya Rakib!
Ömrümün her aninda seni anmak dilerim
Lakin halim el vermez unuturum
Kalbime zikrini yerlestir uyandir beni
Ölüm animi sen anarak yasamak isterim
Lakin mecalim yetmez susarim
Dualarimi katina eristir yandir beni
Hesap günü seni razi etmeyi arzu ederim
Lakin sevabim yetmez korkarim
Yaptiklarimi hayra eristir iyilerle andir beni

Ya Mücib!
Arza hacet yok halim sana ayandir
Söze gerek yok sessizligim sana beyandir

Ya Vasi!
Varlik sensiz darlanir

Ya Hakim!
Sen ki her yarattigina mana ve deger katansin
Manaya özünü verensin
Sonsuz hikmetine asina eyle kalbimi

Ya Vedud!
Sen sevdigin ve sevdirdigin için bakar yüzler yüzlere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için günes dogar günlere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için baharin gelir her yere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için kelamin deger dillere

Ya Mecid!
Yakinligin ulviyetine engel degil ki
Bana akla hayale gelmez güzellikler bahsedersin
Ulviyetin yakinligina engel degil ki
Bana benden de yakin oldugunu her daim söylersin

Ya Bais!
Zerrelerimi topla bir bir dagildiklarinda
Hayat ver yeniden onlara ulastir en sevdiklerimin yanina

Ya Sehid!
Seni görür gibi yasamak en güzel haldir
Senin gören oldugunu görmek en güzel tecellidir

Ya Hakk!
Ancak sana yönelmek kuluna haktir
Kiblenden saptirma beni
Ancak sana edilen dualar kuluna haktir
Mahrum birakma beni
Ancak senden dilemek kuluna haktir
Sahipsiz birakma beni
Ancak sana dayanmak kuluna haktir
Çaresiz birakma beni
Ancak sana varan yollar kuluna haktir
Yoldan çikartma beni
Her seyden çok seni sevmek kuluna haktir
Yetim birakma beni
Bela hakkindaki hükmüne haktir
Ya Rabbi hak ettigimle degil lütfunla agirla beni

Ya Vekil!
Aczimi sana sefaatçi ederim
Kudretini dayanagim eylerim
Fakrimi sana elçi ederim
Rahmetini siginagim eylerim

Ya Kaviyy!
Aczimi bilip dergahina geldim
Iyyakanagbudü ve iyyakenestain
Fakrimi bilip senden istedim
Iyyakanagbudü ve iyyakenestain
Havl senindir kuvvet senin
Kavi olan ancak sensin

Ya Metin!
Demir emrinle parçalanirken nefsimin elinde birakma beni
Daglar sana boyun egmisken seytanin aldatmacalarina kandirma
beni
Denizler izninle yarilirken sebeplerin arasinda oyalama beni
Dilim sana içtenlikle yakarirken sözlerimden fazlasiyla anla beni

Ya Veliyy!
Sana tevekkül ettim vekilim sensin
Sana iman ettim sahibim sensin
Sana sigindim sirdasim sensin
Sana güvendim veliyyim sensin
Sana baglandim dostum sensin
Sana tutunuyorum bütün varligimla
Kimsenin yere yikmasina izin verme beni

Ya Hamid!
Hamid sensin hamd sanadir
Diller senin hamdinle tatlanir
Her nefes sana minnetle verilir ve alinir
Sana sonsuz övgümü biricik övüncüm eyle
Minnet altinda ezdirme kalbimi

Ya Muhsi!
Hadsiz acz ve zaaf içindeyim
Düsmanlarim pek yaman incitenim sayisizdir
Sana sükrüm yetersiz arzularim hesapsizdir
Fitratimin diliyle yalvariyorum dualar ediyorum
Isteyenlerin ve istenenlerin sayisini bilen ancak sensin
Kalbime yoldas eyle merhametini

Ya Mübdi!
Sen ki her seyi misilsiz ilkin yaratansin
Yaradisini her an yenileyen ve yeniden yaratacak olansin
Sevabimin yoklugunu rahmetine vesile kil
Elemimin çoklugunu lütfuna sebep kil
Günahimin bollugunu affina bahane kil

Ya Muid!
Ten kafesinden çikinca sana varir ruhlar
Sende son bulur sonlar

Ya Muhyi!
Çürüyüp toz olmus kemiklerin hatirini yalniz sen sorarsin
Ölmüslere ve unutulmuslara yalniz sen hayat bagislarsin
Ölümümü ebedi dirilisime baslangiç eyle

Ya Mumit!
Ölüm uzak degil bedenden bilirim ki ölümde senden
Faniyim fani olani istemem
Acizim aciz olani istemem
Ruhumu rahmana teslim eyledim ben
Ölümüm son degil baslangiçtir bilirim
Sonsuzluga baslangicimi iman üzre eyle Ya Rabbi


Ya Hayy!
Her diri senden alir dirligini
Diriligimi diriligine ayine eyle
Ölüm bile senin ihya etmenle diridir
Ölümümü ebedi hayata bahane eyle

Ya Kayyum!
Yokluga düsürme kalbimi yaninda tut sevdiklerimi
Unutuslara gömme yüzümü nazarinda tut güzelligimi

Ya Vacid!
Varligini anlatmaya var sözü yetmez
Varlar seninle vardir
Varligini anlamaya varligim yetmez
Varlik sana sükrandir
Varliginin öncesi yok senin önceler seninle vardir
Varligina son yok senin sonralar seninle vardir
Varligina bahane yok senin an seninle vardir
Beni bensiz birak beni sensiz birakma

Ya Macid!
Izzet sahiplerinin olanca izzeti sana aittir
Övülenlerin bütün güzellikleri sana aittir
Iyilerin bütün iyilikleri sana aittir
Sevap sahiplerinin bütün sevaplari sana aittir
Vereceklerine karsilik degildir olamaz ibadetim
Ancak verdiklerin içindir cennetine al beni

Ya Vahid!
Kalbim her seye baglanir ayriligin ardindan aglamaklidir
Sen ki birsin baskalarina kosturup yorma beni
Ruhum her gelene sevdalidir
Gidenlerin gidisiyle yaralanir
Sen ki birsin çoklukta birakip aglatma beni
Kaygilarim bin türlü korkularim daglar kadar
Sen ki birsin yokluga düsürüp unutma beni
Sözüm kimseye geçmez kuvvetim kil kadar
Sen ki birsin boynu bükük çaresiz birakma beni
Bir seni bir bilirim iste kapina geldim baskalarina birakma beni

Ya Ehad!
Varligimin alinesidir yüzüm ondan okunur ehadiyetin
Yüzümün biricikligi senin eserin

Ya Samed!
Dogurmadin dogrulmadin dengin yok benzerin de hasa
Herkes sana muhtaç her sey sana muhtaç
Sen muhtaç degilsin hiç kimseye ve hiçbir seye asla
Ben sahip olduguma da muhtacim sahip olmaya da
Sen her seyin sahibisin ama sahip olmaya bile muhtaç degilsin
Sana muhtaçligim en büyük zenginligimdir
Senden baskasina muhtaç eyleme beni
Senin dergahinda fakrim en güzel vesilemdir
Senden baskasina el açtirma beni

Ya Kadir!
Öyle kadirsin ki kudretin olmasa
Var diye bir sey olmaz yok zaten anilmaz
Sen ki varsin yokluktan korkmam
Sen ki kadirsin aczimden utanmam
Sen ki rahimsin fakrimdan sikilmam
Aczime kudretinle medet eyle
Fakrima rahmetinle imdat eyle

Ya Muktedir!
Senin kudretine sinir çizilmez
Çünkü kudretine aczin zerresi deymez
Senin kudretine göre zor yada kolay olmaz
Senin kudretine göre her seyde bir seyde fark etmez
Sen ki her seyi bir sey gibi kolayca yaratirsin
Toprakta birakma beni
Sen ki bir seyi her sey gibi özenle yaratirsin
Unutusta birakma beni

Ya Mukaddim!
Sen her seyi varligindan önce taktir edersin
Sen her isin basini ortasini ve sonunu bilirsin
Ben sevdiklerimi sen var ettikten sonra sevdim
Sen ise sevdiklerini benden önce sevdin ve sevdigin için var ettin
Ben kendimi sen var ettikten sonra bildim
Sen ise beni var olmamdan önce bilirdin
Ugradigim her yerde zaten sen vardin
Tanidigim her yeni alemi basindan beri tanirdin
Kalbimin ilk atisindan önce bana yar idin
Ben kendimi sevmeye geç kaldim
Mukaddim sensin diledigini diledigine üstün kilarsin
Sensin mukaddim diledigini öne alir diledigini sona birakirsin
Önce yaptiklarimi sonra yapacaklarimi bagisla
Baska ilah yok ancak sensin Allah(cc)

Ya Muahhir!
Zaman senindir
Diledigin isi öncelersin diledigini ertelersin
Izzet senindir
Diledigini yanina alir diledigini uzak eylersin
Irade senindir
Istediklerimi simdide verir sonraya da birakirsin
Hüküm senindir
Dilersen baskalarini bana tercih eder
Dilersen beni baskalarina tercih edersin
Hayat senindir
Dilersen ecelimi acilen verirsin dilersen tehir edersin
Takdir senindir
Dilersen cezami hemen verir
Dilersen tövbe edeyim diye geciktirirsin
Beni baskasina tercih et baskasini bana tercih etme
Beni benden al beni senden uzak etme
Rahmetini öncele gazabini ertele
Pisman olmama izin ver ecelimi tehir eyle

Ya Evvel!
Senin varligin evvelden evvel
Senindir sirrini kavrayamadigim ezel
Sen öncelerden de öncesin
Senindir zaman sen öncesizsin
Her seyin asli senin katindadir
Her isin basi senin yanindadir
Yokken bana sahip çikan sensin
Benden önce beni anan sensin
Önceleri yoktum sen var eyledin
Sonralari unutulucam sen an beni

Ya Ahir!
Sensin sonralarin sonrasi nihayetin yok senin
Her seyin sonu senin yaninda
Her isin sonucu senin lütfunla
Seninle sona erer hasretlerim
Sende son bulur beklemelerim
Seninle güzellesir sonum sende gerçek olur umutlarim
Seninle sonsuzlasir an senin müjdenle genisler zaman
Seninle gelir yarinlar seninle var olur sonralar
Senin lütfunla varlik evine konuk oldum
Bugün var yarin yokum
Sonumu sonsuzluk eyle akibetimi hayr eyle kabrimi gülizar eyle
Ecel geldiginde müjdeni söyle

Ya Zahir!
Her seyin yüzünde kudret ve rahmetiyle görünen sensin
Her sey kendini gösterdiginden çok seni gösterir
Sen zahir olmasan isik kör kalir
Seni görür gibi yasamakla güzellestir halimi
Senden baskasi sahit olmaya deymiyor
Zuhuruna sahit olanlardan eyle beni
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor
Ayetlerine sahit yaz beni
Gözlerim seni görmeye yetmiyor
Kalbimde görünür eyle kendini

Ya Batin!
Sen herkese gizli kalirsin
Hiçbir sey sana gizli kalamaz
Dipsiz kuyular derin kurutulmusluklar
Uçsuz bucaksiz ufuklar
Isigin erisemedigi derinlikler sana ayandir
Kalbimin sizilari ruhumun arzulari aklimin sirlari sana
asikardir
Sen ki hiçbir tasavvurun erisemeyecegi gizliliktesin
Aklimi hikmetinin inceliklerine asina eyle
Sirlarini arayisimi en tatli heyecanim eyle
Sen ki irade ve hikmetinle her seyin iç yüzünde saklisin
Nefsimi iradene ram eyle
Sen ki her seyin içine ve aslina hükmedersin
Kalbimi en güzel hallerle hallendir
Varlik senin izzet ve azametine perdedir
Sirlarini aç perdeleri indir

Ya Vali!
Nefsimle beni sinayan sensin
Ömrümü eksiltende artiranda sensin
Ömür senin diledigindir
Malimi azaltanda çogaltanda sensin
Elimdekiler senin verdigindir
Sen dilemedikçe ben dileyemem
Diledigim sensin diledigim senin diledigindir
Sen ki kainata zerre zerre hükmedersin
Kalbimi kalp eyle dininde sabit kil
Sen ki her an her ihtiyaca kafi gelirsin
Fakrima medet eyle katinda sefaatçi kil

Ya Müteali!
Sen bütün yüceliklerden yücesin
Yüceler yücesi sensin
Sensin ulviler ulvisi sensin perdelerin gizledigi
Sensin görünenlerin gösterdigi
Sensin kainat kitabinin heceledigi
Iyiliklerin sahibi sensin her dilin yücelttigi sensin
Ufuklarin sahibi sensin
Sen Mütealsin
Her seyden ala, her kusurdan müberra, her noktadan paksin
Sonsuz kusurlu bu fakir
Her kusurum senin kemalini anlamam içindir
Kusurumu kemaline erisme vesilesi kil
Sen Mütealsin
Her seyin üzerinde her yüceligin ötesinde
Her eksiklikten münezzehsin
Sonsuz fakr içinde bu fakir
Fakrim senin rahmetini tatmam içindir
Fakrimi rahmetine yetisme vesilesi kil
Müteal sensin sonsuz acz içinde bu fakir
Aczim senin kudretine dayanmam içindir
Aczimi kudretine siginma vesilesi eyle
Müteal sensin, Ilah sensin, Rab sensin
Kullugumu rizani kazanma vesilesi eyle

Ya Berr!
Yoktum yoklugumun farkinda degildim
Iyilik ettin var eyledin beni
Anilmiyordum anilmaya deger degildim
Iyilik ettin insan eyledin beni
Bilmiyordum bilmedigimi bilmiyordum
Iyilik ettin kendini bilir eyledin beni
Inanmiyordum senin farkinda degildim
Iyilik ettin inanlardan eyledin beni
Kimsesizdim kendime dost ariyordum
Iyilik ettin dostun eyledin beni
Yetimdim sahibimi ariyordum
Iyilik ettin rahmetine çagirdin beni
Hataliyim pismanlik duyuyorum
Iyilik ettin kapina çagirdin beni
Yüzüm yok kimseye yaranamiyorum
Iyilik ettin dergahina aldin beni
Günahim çok senden utaniyorum
Iyilik ettin gufranina bogdun beni
Senden iyilik istemeye ne hacet
Istememi isteyisin zaten iyiligin degil mi
Senden istemeye ne hacet
Vermek istemeseydin istemeyi vermezdin ki
Ben sustum Ya Rab sen söyle iyiligimi

Ya Tevvab!
Iste kapina geldim
Edemedigim bütün tövbeler için sana tövbe ediyorum
Iste dergahina vardim
Dileyemedigim bütün özürler için senden özür diliyorum
Sana dönüyorum çünkü gidecek baska kapi bilmiyorum
Beni nasil kabul etmezsin ki kapina
Çünkü söyle dedigini biliyorum
"Allah(cc)'in kabulünü vaat ettigi tövbe
O kimselerin tövbesidir ki cahillikle bir suç islerler
ve çabuk tövbe ederler"
Bunlari söylemekle cahillik ettimse tövbe Ya Rab
Iste çarçabuk tövbe ettim
Sen tövbe edenleri seversin bilirim

Ya Müntekim!
Sen ki isyana ve inkara pek siddetli karsilik verirsin
Intikamin haktir senin
Sen ki mazlumlarin ahini isitir ezilenlerin halini görürsün
Cehennemin haktir senin
Sen ki diledigine rahmet eyler diledigine azab edersin
Adaletin haktir senin
Nefsimi isyandan uzak tut
Nefsimin eline birakma beni
Kalbimi nisyandan uzak tut
En güzel hale kalp eyle kalbimi
Zalimden ve zulümden uzak tut
Adaletine razi eyle beni
Rahmetini ver gazabindan uzak tut
Lütfuna muhatap eyle beni
Ya Afüvv!
Sen affedicisin sen affetmeyi seversin
Sen severek affedersin
Senin merhametli nazarin nice günahlari silip süpürür
Senin affinin gölgesinde bütün günah defterleri yanip kül olur
Sen affetmeyi öyle çok seversin ki
Günahimi dilersen affedecegini biliyorum diye de affedersin beni
Sen öyle nezaketle affedersin ki
Kendi hafizamdan da silersin günahlarimi mahcup etmezsin beni
Hataliyim itiraf ediyorum kusurluyum kabul ediyorum
Isyanim çoktur biliyorum çok unuttum utaniyorum
Unuttugumu da unuttum simdi hatirliyorum
Aldandim affini umuyorum

Ya Rauf!
Yoklugumda bile hatirimi sorup var eyleyensin
Sen ki bütün sefkatlilerden sefkatlisin
Cemalinle iltifat et bana refetinle muamele et bana

Ya Malikü'lmülk!
Mülk senindir mülkünde diledigini eylersin
Senindir mülk diledigini mülküne dahil edersin
Bedeni senin mülkündendir
Hücre hücre tek sahibim sensin
Kalbim senin elindedir
Isyanda da itaatte de tek sahibim sensin
Sözüm senin verdiklerindendir
Sustugumda da konustugumda da tek sahibim sensin
Ruhum senin emrindir
Hayatimda a ölümünde de tek sahibim sensin
Yoklugumda da varligimda tek sahibim sensin
Mülkünün haricinde bir yer yok ki çikayim
Baska kapi yok ki çalayim yanina al beni
Ya Zü'l-celal Ve'l-ikram!
Keremin öyle bol ki senin
Bir çiçegin güzelliginde baharin ihtisamini gizlersin
Keremini celalinle gösterirsin
Lütfun öyle çok ki senin
Bir damla suya bin hayat bahsedersin
Lütfunu ihtisamla açik edersin
Görünmen öyle açik ki senin
Zuhurunun siddetinden gözlerden gizlenirsin
Cemalini kereminle gösterirsin
Sen ki en sevgilini(asv) bana elçi eylersin
En sevgilini(asv) en sevgili eyle bana
Karanliklarimi dagit nur eyle beni

Ya Muksit!
Hak senin yanindadir
Haklilarin hakki senin katindadir
Her muhtaca payini veren senin adaletindir
Payima düsene razi eyle beni
Fazlindan fazla fazla ver bana

Ya Cami!
Sen ki Ibrahim'in(as) kuslarini dag baslarindan geri
toplayansin
Az olan sevaplarimi da topla hesap günü geldiginde
Iyilikten yana ne varsa senin katindadir
Yetersiz olan iyiliklerimi topla hesap günü geldiginde
Yoklugu varligin alnina sebnem eyleyen sensin
Kerem et beni ve kardeslerimi de cem eyle iyiler meclisinde

Ya Ganiyy!
Öyle Ganiyysin ki lütfunu hak etmek gerekmez
Ihsanina layik olmak gerekmez
Elim istediklerime yetismiyor kalbimin emelleri hiç bitmiyor
Hayallerime kainat dar geliyor dilime sadece dua degiyor
Istesem ancak senden isterim
Iyyakenestain iyyakenastain

Ya Mugni!
Bütün zenginlikler senin ikramindir
Elimizde olanlar degil sadece elimizde senin ihsanindir
Sahip olduklarimiz degil sadece varligimiz da senin ikramindir
Her zenginin zenginligi senden baskalarina el açtirma beni
Yalniz sana karsi fakir olanlardan eyle beni
Fakirlik korkusundan azad eyle nefsimi
Neyim varsa senin verdigini bilenlerden eyle beni
Kainata dilenci eyleme kalbimi
Senin nazli bir misafirin olarak agirla iki dünyada beni

Ya Mani!
Sen mani olursan kimse manileri kaldirasi degil
Sen engelleri kaldirirsan hiçbir sey engel olasi degil
Ben bana gerekeni bilmem Hakim sensin
Men eyle bana verme neler engelse sana gelmeme

Ya Darr!
Zarar da fayda da senin iznindedir
Zarara izin vermende bir hikmetledir
Sen hakkimda zarar murad etmezsin
Iyilik senden kötülük nefsimdendir
Iyilige mecalim yok sen iyilestir beni
Zarar da görünse faydadir taktir ettigin
Kendime faydam yok zarardan kurtar beni

Ya Nafi!
Yokken var edisin bana öyle bir fayda ki
Kömürü elmasa çeviren simya gibi
Vicdanima sakladigin sir öyle bir cevher ki
Adem'in(as) pismanligini açik eden dua gibi
Kalbime koydugun muhabbet öyle degerli ki
Ibrahim'e(as) atesi serin eyleyen sir gibi
Bana bahsettigin hayat öyle bir Kevser ki
Isa'nin(as) ölüleri dirilten dokunusu gibi
Tenime verdigin afiyet öyle bir merhem ki
Eyyub'un(as) yaralarini iyilestiren deva gibi
Gözlerime degen nazarin öyle bir isik ki
Yunus'u(as) üç karanliktan çikaran nur gibi
Yüzüme tebessümü koyan yaradisin öyle güzel ki
Yusuf'u(as) yüzüne tutulan ahime gibi
Bana vaat ettigin cennet öyle bir müjde ki
Muhammed'in(asv) canlar oksayan tebessümü gibi
Her hayr senin elindendir katinda hayra eristir beni
Her menfaat senin taktirindedir rahmetinden menfaatlendir beni
Her fayda senin izninle gelir lütfundan faydalandir beni
Sensiz benden bana çare yok bana iyiligin gerek
Sensiz kimseden kimseye fayda yok bana kalbi selim gerek

Ya Nur!
Sen ki varlik aleminin nurusun
Sendendir çehrelerden parlayan nur
Sendendir göze bakis veren sir
Sendendir gönle nese veren sürur
Seninle nurlanir kalbim seninle aydinlanir aklim
Nurunu yagdir bana

Ya Hadi!
Sensin kalplerimize Hak yolunu gösteren
Sensin vicdanimiza Hakki asina eyleyen
Inayetini kar eyle bana hidayetini yar eyle bana
Yolunu yol eyle bana lütfunu bol eyle bana

Ya Bedi!
Hiçligi varlikla taçlandiran sensin
Varligi yokluktan çikarip süsleyensin
Sen ki her seyi essiz bir güzellikte yaratirsin
Essiz yakinligina al beni
Sen ki her isi özenle ve incelikle tamamlarsin
Inceden inceye sev beni

Ya Baki!
Ne zaman lezzet alsam tükenince elem çekerim
Lezzetleri daim eyleyen sensin
Ne zaman kavussam ardindan ayriligi beklerim
Kavusmalari sahici eyleyen sensin
Ne kadar çok sevdam varsa o kadar çok veda beslerim
Kalbime ebedi sevdalar düsüren sensin
Ömrüm kisa elim yetismiyor kalbim kandir
Baki olan ancak sensin Beka bahset imanima

Ya Varis!
Yok bildiklerim senin nazarindadir
Yitirdiklerim senin katindadir
Bitirdiklerim senin yanindadir
Unuttuklarim senin hatirindadir
Unutulmuslari sonunda sen anarsin
Gidene de kalana da Varis sensin
Ebedi kavusmaklar ver bana

Ya Resid!
Ya Rab sensin hakiki biricik mürsit
Yönümü sana çevir yolumu sana getir

Ya Sabur!
Eyyub'a(as) sabri sen ögrettin
Eyyub'a(as) sabri sen verdin
Sen ki sabri için Eyyub'a(as) översin
Sensin Sabur asil sabreden sensin
Sabur sensin sabredenleri seversin
Sabrin öyle ki ben kuluna hilmin çok
Sabredersin ki cezalandirmak ta acelen yok
Sabrin var ki pisman olacaklara mühletin çok
Sabrin öyle ki sabretmeyenlere bile sabirsizligin yok
Sen ki bütün sabredenlerin sabir sebebisin
Muhabbetine mahzar olan sabilinden eyle beni


==>> AMÎN <<==
2008/3/17

salavatı şerife getirmenin 42 faydası

salavatı şerife getirmenin 42 faydası

1. Allah ( c.c. ) ' ın emrine uymak ( Çünkü Allah ( c.c. ) Salavat - ı Şerife Getirmeyi Emrediyor. )
2. Allah ( c.c. ) ' ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah ( c.c. ) ' da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)
3. Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat - ı Şerife Getiriyor. )
4. Allah ( c.c. ) ' dan 10 rahmet kazanmak.
5. 10 Derecesi yükseltilmek
6. 10 Sevap kazanmak
7. 10 günahın silinmesi.
8. Duasının kabulunun ümit edilmesi.
9. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın sefaatine kavuşma sebebi.
10. Kulun günahlarının affedilmesi ve ayıplarının örtülmesine vesile.
11. Kulun sıkıntılarının giderilmesine vesile..
12. Allah ( c.c. ) ! a yaklaşma vesilesi.
13. Sadaka vermek yerine geçer.
14. Kulun ne muradı varsa Allah ( c.c. ) ' dan dileği , onun yerine getirilmesi.
15. Ruhun ve Kalbinin temizlenmesi.
16. Kulun ölmeden Cennet ' le müjdelenmesi.
17. Kıyamet gününün siddetlerinden ve deshsetlerinden kurtulma vesilesi.
18. Resullüllah ( s.a.v. ) ' ın selamına cevap vermesi.
19. Unutulduğunu hatırlamak vesilesi.
20. Meclislerin güzel kokması sebebi.
21. Kıyamet günü oturduğu kalktığı meclislerde Salavat - ı Şerife okuduğu için o toplantılardan pişmanlığa düşmemesi.
22. Fakirliğin neyhi.Salavat - ı Şerife ' ye devam eden fakir olmaz.
23. Cimrilik vasıfından kurtulma vesilesi.
24. Resulüllah ( s.a.v. ) ' in ismi anıldığında Salavat getirmeyene yapılan beddualardan kurtulma vesilesi.
25. Sahibine Cennet yolunu göstermesi , terk edenede cehennem yolunu göstermesi.
26. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın isimlerinin anılmadığı meclisdeki piş kokusundan , leş kokusundan kurtulması.
27. Hangi kelama , hangi işe hamd ve Salavat ' ı Şerife ile başlanırsa , onun tamama ermesi.
28. Kulun Sırat ' tan geçebilmesi.
29. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' a cefa yapmaktan kurtulur , getirmeyen insan sie Resulüllah ( s.a.v. ) ' a eziyet etmiş olur.
30. Allah ( c.c. ) ' ın Salavat ' ı Şerife getirene güzel övgüler yağdırmasına vesile.
31. Allah ( c.c. ) ' ın merhametinin rahmetinin sebebi.
32. Bereketlerin bollukların sebebi.
33. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın muhabbetinin devamının ve ziyadasinin ve katlanarak artmasının sebebi.
34. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın Salavat ' ı getireni sevmesinin sebebi.
35. Kulun hidayetinin ve kalbinin , hayatının , ruhani hayatının ve kalbinin dirilmesinin sebebi.
36. Salavat ' ı Şerife getirenin isminin babasının isminin ve sülalesi ile soyunun Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın yanında anılması.
37. Sırat ' ta mahşerde ayağının kaymaması islam yolunda ayağının sabit kalması.
38. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ınüzerinde bulunan haklarından çok az bir hakkının ödenmesinin vesilesi.
39. Allah ( c.c. ) ' ın zikri , şükrü ve iyiliğini bilmek.
40. Kulun Rabbinden suali , duası bu arada kendi isteklerinin de Mevla tarafından görülmesine , Resulüllah ( s.a.v. ) a yaptığı duayı aracı kılması.
41. Salavat ' ı Şerife rabıta üzerine okunursa Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın mübarek suretinin akla yerleşmesi ve mübarek rabıtanın kolaylaşması
42. Şeyh bulamayanların ve şeyhi olmayanın sırf Salavat ' ı Şerifeye davam ederek manen yetişmesinin garantisi.
 
 
 
2008/3/14

İKİ CİHAN SERVERİNE EFENDİMİZE(S.A.V.) BİR MEKTUP MUTLAKA OKUYUN !

 
Haddimiz Olmayarak Hoşgörü ve Şefaatlerine SığınarakPeygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem’e) Mektup!

Rahman ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

Bizleri Müslüman olarak yaratan, Peygamber ve Sahabe sevgisiyle donatan; Gül Peygambere gönül vermiş, gönül ehli Müslümanlarla tanıştırıp kaynaştıran, Rabbimize hamd olsun (c.c.)-..

Yoluna kurban olduğumuz, hayatına hayran kaldığımız, her şeyini örnek alma çabasına girdiğimiz, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, O’nun etrafında pervane dönen, Âl ve Ashabına, Etbâına (r.a.) ve onların nurlu ve onurlu yollarını yol edinme gayretinde olanlara da, salât ve selâm olsun. Salât ve selâm olsun…

Bismillah…

Allah’ın adıyla…

Nasıl başlasak bilemiyoruz…

Bütün bedenimiz ve çırpınan yüreğimizle beraber, ellerimiz de titriyor.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e mektup yazmak ha!..

O nerede, biz nerede?

Fakat başladık işte…

Yıllardır bunun hayaliyle ve alt yapısını oluşturmayla geçti günlerimiz.

Senelerdir bunun için çalışıp çabalıyoruz biz!

Peygamber Efendimiz ve sevgili Ashâbıyla aynı frekansta buluşmak için, akıl almaz işlere giriştik.

Hem, öyle bir çağda yaşıyoruz ki, herkes birbirine en modern iletişim araçları ile çeşitli yazılar yazıyor, süslü püslü nice mesajlar gönderiyorlar.

Birbirlerini sevenler, bu yolla yazışıyorlar artık…

Nice zamandır, biz de Peygamber Efendimize yazmak istedik.

Uzun bir düşünce döneminden sonra, ancak şimdi yazma cesareti gösterebildik…

Yazmaya başladık ama, nasıl göndereceğimizi bilemiyoruz.

Hele bir yazalım da, gerisine Allah kerîm.

Yazmasına yazacağız da, ne yazacağız ve ne yüzle yazacağız acaba?

Utandırma Allah’ım!

Utandırma Rabbim!

Peygamber Efendimize yazıyoruz biz…

Utandırma Rabbim.

Utandırma Allahırn!..

O’nun muhabbeti sarıp sarmaladı çünkü bizi…

Ey Peygamber!

Peygamberimiz.

Efendimiz!..

Mektubumuza başlarken, öncelikle kalbî selâm ve sonsuz hasretlerimizle beraber, en derin muhabbetlerimizi iletir, böylesine bir hareketimizden dolayı hoşgörülerine sığınırız.

Şanına layık olmayacak belki ama, Sana yazıyoruz bu mektubu yâ Rasûlallah!

Çünkü seviyoruz Seni ey Can…

Sonsuz muhabbetimizin deryasıyla, Siz değil de, Sen diye hitap edeceğiz.

Tekrar hoşgörü ve şefaatlerine sığınıyoruz ey Can…

Salât ve Selâm olsun Sana ey Gül yüzlü, Gül Peygamber…

Her şey Seninle başlar yâ Rasûlallah ve yine her şey Seninle biter…

Çünkü, her şeyi Allah’tan getiren Sensin.

Çünkü Sen, Allah tarafından “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”sin. (Enbiya, 107). Sen Allah’ın Rasûlü’sün…

Her şeyin başında Sen varsın yâ Rasûlallah; her şeyin sonunda da yine Sen…

Çünkü yüce Allah, Senin hakkında şöyle buyurdu;

“…Peygamber size ne verirse onu alın; neden sakındırırsa, ondan da sakının, uzaklasın…” (Haşr, 7).

Her şey Seninle anlam kazanır yâ Rasûlallah; Sensiz ise, anlamlı gibi görünen her şey anlamını yitirir.

Gel ey Can!

Gel ey Nur!

Hayatımıza gel, aşkımıza gel…

Kararmış dünyamıza gel…

Gel ki, aydınlansın her yer

Gel ki, çekip gitsin zulmet.

Gel ey Gül!..

Dikenliklerimize gel.

Gel ki, kurtulalım sivri dikenlerin istilâsından.

Gel ki, Güle yönelelim biz de.

Gel ey Gül!

Gel artık!..

Gönder Rabbim, Gülümüzü gönder bize…

Gül, Peygamberdir…

Gülün her yaprağı da bir Sahabe…

Gül, İslâm’dır…

Gül, huzur ve mutluluktur…

Gül kokusu, Peygamber kokusu, dokusu da sevgi ve muhabbettir…

İşte bütün bunlar, bir bütün olarak sadece ve sadece sensin yâ Rasûlallah!..

Öyleyse gel ey Gül!

Gel ey Can!

Gönder Rabbim, Gülümüzü gönder artık bize…

Gönder ki, kurtulalım sivri dikenlerin istilasından…

Gel artık, gel ve şefaat et ey Can!..

Ya Rasûlallah!

Seni keşfedeli yıllar oldu belki, ama, Sana yazabilme cesaretini ancak şimdi bulabildik.

Seni keşfedeli yıllar oldu dedik.

Ama mektubumuzun hemen başında, üzülerek belirtelim ki, Seni keşfedemeyenler yine çoğunlukta yâ Rasûlallah!

Keşfettiklerini, tanıdıklarını, bildiklerini zannedenler de, kupkuru bilgiye sahipler sadece.

Hissiz, sevgisiz, muhabbetsiz, aşksız… Tanımıyorlar Seni ya Rasûlallah! Tanıyamamışlar…

Bunun için utanmaları gerekirken, kendilerinde hiçbir eksiklik de hissetmiyorlar.

“Peygamberimiz ve Ashabı hakkında ciddî olarak kaç eser okudunuz?” diye sorduklarımız, bir acayip bakıyorlar bize.

“Seven insan, sevdiğini anlatan eserleri okumaz mı hiç?” diyoruz, yine ses çıkmıyor…

Fakat, Senin böyle kuru eleştirilerden de hoşlanmadığını biliyoruz biz.

Buna rağmen, Seni doğru dürüst tanımayanlara nasıl tanıtacağımızın derdine düştük.

Hani Sen, mesajı ilk açıkladığında, alay etmişlerdi ya Seninle; şimdi de, her yerde olmasa bile, bazı yerlerde Seni ve sevgili Ashabını günümüze taşımaya çalışanlar aynı duruma düşüyorlar yâ Rasûlallah…

“O devir geçti artık!” diyorlar…

“Sen çağımıza gel, çağımıza” diyorlar…

“O’nun yaşadığı toplum ile şimdiki toplum hiçbir benzerlik göstermez” diyorlar.

Bütün bunları yazdığım için üzülme sakın yâ Rasûlallah!..

Ama ne yapalım ki, gerçek bu.

Aslında, içinde bulunduğumuz olumsuzlukları birer birer yazıp şikâyet edecektim Sana yâ Rasûlallah!

Fakat Seni üzmekten korktuğum için vazgeçtim bütün bunlardan.

Yeter ki, Sen üzülme ey Allah’ın Rasûlü!.. Yâ Rasûlallah!

Müslüman olmaya ve Müslüman kalmaya karar verme aşamasında olan, o kadar çok kararsızlar var ki!

Onlara nasıl yardım edeceğimizi de tam olarak bilemiyoruz.

Ne yapalım ki, anlayış ve hoşgörü sürekli bizden bekleniyor.

Yani hep tek taraflı.

Bizler de, “Bilimsellik” adına, ne uçurumlara yuvarlandık yâ Rasûlallah!..

Panel, Seminer ve Konferans gibi bilimsel tebliğlerin yanında, akademik çalışmalarda da, Seni temel dayanak olarak gösterdik sadece.

Yani bir nevi anlatılan ve yazılan çalışmalarda referans göstermek!

Hayatımıza aktarmak için değil maalesef!..

Senin ve sevgili Ashabın hakkında neler konuşup yazdık bilimsellik adına…

İyi de, bu işin sonu nereye varacak; hiç düşündük mü?

Kıyamet günü nasıl bakacağız mübarek Gül yüzüne bilmem ki!..

Fakat yine de, her şeye rağmen, Seni tanımak, Sana ulaşmak ve Seni sevmek en büyük arzumuzdur bizim.

Yüce Allah’a hamd olsun ki, bütün olumsuzluklara rağmen Seni hissediyoruz artık. Bütün engellere rağmen de, Sana ulaşma çabasındayız.

Gönlümüzün, evimizin, her şeyimizin baş konuğu, hep Sensin artık yâ Rasûlallah!

Hep Sensin…

Sürekli davet ediyoruz Seni.

Gelir misin evimize…

Gel artık ey Gül!

Gel artık ey Gül yüzlü Gül Peygamber…

Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…

Mektup yazıyoruz biz; Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e mektup yazıyoruz.

Peygamberimize… Efendimize yazıyoruz biz! Öyleyse çekilin aradan. Bizi O’nunla baş başa bırakın. Peygamber Efendimize yazıyoruz biz. O’na yazıyoruz; O’na… Can Efendimize…

Bir mektubun değeri, yazıldığı kişi ve olayla doğru orantılıdır.

Mektubun önemi, muhtevası, muhabbeti o nispette artar veya azalır.

Dünya üzerinde, Senden daha üstün bir insan var mı ki yâ Rasûlallah!

Senin üstünlüğün, insanlar arasında tartışılamadığı gibi, yüce Allah da, Seni, her yönden üstün vasıflarla yaratıp donattığını, beyan buyuruyor.

Sen bizim Peygamberimizsin, Canımız; Gülümüz-sün…

Gel artık ey Gül yüzlü Gül Peygamber… Gönder Rabbim, Gülümüzü gönder artık bize… Sana yazmak; yazabilmek! Cür’etimizi hoş gör ey Nebi!

İçimiz içimizi yakıp kavururken, Sana olan muhabbetimiz bizi böyle bir teşebbüse götürdü…

Neden mektup mu diyorsun yâ Rasûlallah?

Senin hakkında şimdiye kadar çok şey yazıldı çizildi.

Hayatın, faaliyetlerin, savaşların, yönetim biçimin yazıldı…

Senin için nice naatlar, münacaatlar yazıldı… Daha çok şey yazıldı Senin için.

Fakat bilebildiğimiz kadarıyla mektup yazılmadı hiç, veya yazılamadı.

Belki yazıldı da bunları yazan sevdalı kalemler, çıkmadılar piyasaya, çıkamadılar belki de.

İşte bunun için, biz de oturup mektup yazmak istedik Sana.

Dünya üzerinde hayatı ve faaliyetleri hakkında en çok yazılan ve konuşulan Sensin yâ Rasûlallah!

Bütün bunların yanında, biz de mektup yazarak ulaşmak istedik Sana.

Çünkü, Seni okuyup tanıdıkça, inanç ve hayranlığımız arttıkça, hayatındaki pırlantaları, hayatımıza gergef gergef işlemeye çalıştıkça, doğdu böyle bir düşünce.

Sana yazmak istedik. Ulaşmak istedik Sana. Tanışmak istedik yakınca.

Böylesine bir davranışımızın hükmü üzerinde düşünmedik belki, ama, daha samimi oluruz diye düşündük bunu.

Belki daha çok örnek alırız Seni.

Belki böylece Seninle ulaşırız Sana.

Bunun için sarıldık kâğıt kaleme.

Yazmak istedik Sana.

Kırık dökük, bölük pörçük de olsa, şefaat ve hoşgörülerine sığınıp Sana mektup yazıyoruz yâ Rasûlallah!..

Salât ve Selâm gönderiyoruz bununla Sana. Alır mısın bilmem ki!

Alıp cevap verme lütfunda bulunur musun yâ Rasûlallah?..

“Ümmetim” der misin bize de!

Şefaat eder misin kıyamet gününde!

“Bunu tanıyorum ben Rabbim !” der misin o gün!

“Bu sürekli Beni anmıştı, Beni konuşmuş, Beni örnek almaya çalışmış, Beni herkese tanıtma aşkına düşmüş ve en sonunda da, mektup yazmıştı Bana. Ben bunu tanıyorum Rabbim!” der misin?

Dersin değil mi yâ Rasûlallah!

O gün imdadımıza yetişir misin bizim?

Yetiştir Rabbim, o gün de imdadımıza yetiştir Gülümüzü!..

Gülümüzü yetiştir Rabbim… Yâ Rasûlallah!

Herkes sevdiğini anar, sevdiğine yazar, sevdiğini yazar…

Bizim de sevdiğimiz Sensin yâ Rasûlallah! İşte bunun için sarıldık kâğıt kaleme. Binlerce Salât ve Selâm olsun Sana ey Can! Ey Gül yüzlü Gül Peygamber…

“O’nun ahlakı Kur’ân idi” buyuran sevgili Hz. Âişe annemiz, dikkatlerimizi Seninle beraber Kur’ân-ı Kerîm’e de çekmişti.

“Benim sünnetime uymayan Benden değildir”

buyruğun, bizi tiril tiril titretiyor yâ Rasûlallah!

“Benim sünnetime uymayan Benden değildir” buyurmuştun…

Senin sünnetine uymak!..

Bir şeyi, Sen yaptığın için yapmak!

İtiraz etmeden, tenkit bataklığına düşmeden, benlik uçurumuna yuvarlanmadan…

“Bu niçin böyle, şimdi böyle olur mu, bilimsellikle bağdaşır mı?” diyerek, zaman öldürmeden…

Senin dediğini yapmak! Yaptığını yapma aşkına düşmek…

Sırf Sen buyurdun diye, sırf Sen yaptın diye yapmak.

Kapışmak mübarek sözlerini… Koşmak mübarek izinden… Teslimiyet bu olsa gerek! Sünnetine uymak bu olsa gerek!

Senden taraf olmak da yine bu olsa gerek… Körü körüne bağlılıktan bahsetmiyoruz biz. Aşktan bahsediyoruz. Sevdadan bahsediyoruz. Muhabbetten bahsediyoruz. Gönülden bahsediyoruz. İman ve amelden bahsediyoruz. Bir insan, birini sevdiğinde, her şeyine taşır onu. Yemesine-içmesine, yatmasına-kalkmasına… Hayatının her safhasına taşıyarak, onunla aynîleşme sürecine girer.

Onsuz olamama derdine düşer.

Onsuzluğu düşünemez bile.

Her şeyi ve her şeyini onunla düşünür…

O Sensin yâ Rasûlallah!

Bizim her şeyimiz Sensin!

Her şeyimiz Sen!..

Gönüller Sultanı Efendimiz!

Her şeyimiz ancak Seninle aydınlıktır bizim.

Sensiz ise karanlık; kapkaranlık…

Ey Peygamber!

Sen olmayınca hiç bir şey olmuyor.

Her şeyimiz kararıyor Sensiz.

Öyle ki, Sen olmayınca, günlük güneşlik gündüzlerimiz bile karanlık, kapkaranlık oluyor.

Can Efendimiz! (sallallahu aleyhi ve sellem) Sana karşı son derece mahcubuz. Utancımız çok büyük.

Doğru dürüst tanıyamadık Seni. Tanıyamayınca da, tanıtamadık tabiî. Örnek alamadık, örnek de olamadık… Kalplere girmenin yolu, Seni kalbimize almaktı.

Seni kalbimize alamayınca, sunamadık diğer kalplere de…

Her şeyin başı Seni sevmektir Efendimiz. Sevdalanmaktır Sana… Yanıp tutuşmaktır!

Eğer tam anlamıyla sevebilseydik Seni, sevdalana-bilseydik Sana, bugün bu hallerde olmayacaktık.

Her birimiz birer sevda çağlayanı gibi, akıp gelecektik Sana yâ Rasûlallah!

Kuşanacaktık Kur’ân ve Sünnet’i. Şekillenecektik o seçkin Ashabın gibi… Ama olmadı ey Nebi! Olmadı.

Aramıza girdiler… Engeller koydular, aşılmaz. Yollar koydular, ulaşılmaz. Dağlar koydular, geçilmez…

Biz, Seni, Senin istediğin gibi tanıyıp severek, bütün hayatımıza örnek alamadık.

Bu dünyada Seninle olamazsak eğer, yarın âhirette halimiz n’olur bizim?

Yarın mahşerde Sensiz kalırsak halimiz n’olur bizim ey Gül yüzlü Gül Peygamber?..

Ey Can Efendimiz!

Her şeye rağmen, gönlümüz Sende bizim.

Hatalarımızla, sevaplarımızla seviyoruz Seni ey Nebi!

Fakat eksiklerimiz, kusurlarımız çok olduğu için, tümüyle tecelli etmiyorsun gönlümüzde.

Tümüyle gelmiyorsun hayatımıza. Girmiyorsun rüyalarımıza her gece.

Ara sıra da olsa, rüya aleminde bizleri şereflendirdiğin zaman, o günlerimiz ve hatta o aylarımız dolu dolu, dopdolu geçiyor.

Ne olur gel artık!

Düşlerimize gel…

İşlerimize gel…

Aşlarımıza gel…

Bunlara gelirsen aşklarımıza da gelmiş olursun.

Gel ki, ibadetlerimiz rayına otursun.

Gel ki, sevdamız gerçek aşka erişsin.

Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…

Bekliyoruz ey Nebi!
Senin hasretinle yanan, nice bağrı yanık âşıkların var…

Senin için bestelenen yepyeni “Taleal Bedru Aleyna”ların var…

Gel artık!..

İşimize, aşımıza, aşkımıza, içimize gel…

Çünkü biz de Sana gelmek istiyoruz ey Gül; gelmek istiyoruz Sana… Ey Can!

Yıllar yılı, salât ve selâm ile çalıp duruyoruz kapını. Salât ve selâm ile kurmak istiyoruz gönül irtibatımızı.

Bundan dolayı, Sana gönderdiğimiz salât ve selâmların sımsıcak gölgesinde, Güllerle bezeli, aydınlık dualarımızın nuruyla yöneldik Sana.

Nurundan nur devşirmek istiyoruz yâ Rasûlallah!..

Ey Nebi!

Gönlümüz Sende bizim.

Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorsak bile, gönlümüzün en temiz yerini Sana ayırdık Can Efendimiz.

Sana ayırdığımız gönül odamız pırıl pırıldır.

İsterdik ki, kalbimizin bütün odaları ak pak, pür nur olsun.

Ama başaramadık yâ Rasûlallah!

Kötü şeylerle doldurduk onları.

Onun için karardık zaten.

Dünya ve dünyalıklar istila etti bizi…

Fakat bütün bunlara rağmen, bir odacığım olsun temiz tutmayı başardık kalbimizin.

Hani, her evde misafir odası olur ya; hani orası sürekli temiz tutulur da, oraya çoluk çocuk sokulmaz ya.

İşte biz de kalp odalarımızdan birini, sadece Sana ayırdık yâ Rasûlallah!

Sana ve sevgili Ashabına…

Sizleri, işte bu odamıza davet ediyoruz.

Gelir misiniz yâ Rasûlallah!

Şeref verir misiniz bize de!

Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…

Senin için ayırdığımız kalp odamıza teşrif edince, diğer odalar da gerçek anlamını bulur ancak.

Senden ötürü, komşuluğundan dolayı onlar da düzelip nurlanır.

Ey Gül kokulu Gül peygamber!..

Seni andıkça, dikenler bile tümüyle Güle dönüşüyor.

Senin Gülü ve Gül kokusunu sevdiğini biliyoruz yâ Rasûlallah.

Bu gözle bakıyoruz Güllere…

Bu düşünce ile kokluyoruz onları…

Bu aşkla alıyoruz elimize.

Bundan dolayı, herhangi bir çiçek olmaktan çıktı artık Gül!

Çünkü her Gül yaprağında Seni ve sevgili Ashabını görür olduk yâ Rasûlallah…

Gül Yüzüne kurban olsun ümmetin!.. Seven, sevdiğine Gül verirmiş… Güller Senin Gül Cemalini hatırlatıyor bize. Seni anıyor, Seni arıyoruz yâ Rasûlallah! Sen bizim her şeyimizsin.

Hayat ancak Seninle gerçek anlamını kazanır yâ Rasûlallah.

Sensizlik yetti Canımıza… Gel artık!

Rüyalarımıza gel, hayatımıza gel, işimize gel, içimize gel!..

Yesrib’in gecesini nurunla aydınlatıp, Medine gündüzüne çevirdiğin gibi, bizim de gönüllerimize giriver artık ne olur ey Nebi…

ya nebi yaşlı gözlerle her an seni hatırlarken aklıma sana mektup yazmak geldi.ey nebi sensiz ne haldeyiz bir bilsen sen olmayınca gülmüyor güneş sen olmayınca güzel açmıyor çiçekler sen olmayınca kalplerde bir yetimlik…ya resüllallah ne haddimeki size mektup yazmak.şu çaresizliklerle dolu gönlümün seni sevmeyesana aşık olmaya ve allah aşkıyla yanmaya o kadar muhtaç ki.ümmetin ne durumda ya resul uzat elini milyonlarca kardeşimizi katlediyorlar ve bizleride ayakta uyutuyorlar.elimizden bişey gelmiyor bişeyler yapmak istesek de yürekleri taşlaşmış insanlar hep karşımıza çıkıyor..analar ağlarken kanlı gözyaşlarıyla edilen eziyetler dağlasada ciğerleri gönüller hep zikirle.ya RAB duy analarımızın sesini.melekler ağlıyor semada yapılanlara bakınca resullahllah sen yoksun diye ümmetini yetim mi zannettiler yine gel ya RESUL yine sevindir şu dünyayı…güller öksüz gönüller yetim kaldı ya RESUL sen yoksun diye gel de görsünler heybetini gel de tutulsun o günahkar dilleri gel de parlayalım üstlerine güneş gibi yakalım gerekirse yaktıkları gibi…YA RESUL

 

DUA'YA DAİR

 
''Gözünüzdeki nem, duaya dönüşmedikçe ağlamış sayılmazsınız. Dertlerinizi, sevinçlerinizi Allah'la paylaşın. Sonra Allah sizinle cenneti paylaşır.''


'' Duanız kadar kulsunuz. Kulluğunuz kadar gerçek.''


'' Ve ancak Allah'ı özleyen bir insan duayla kurtarabilir kendini.''

(İSMAİL ACARKAN / O'na Ruhumun Yaralı Olduğunu Söyleyin



''Dua etmek Yaradan'ı değiştirmez ama dua edeni değiştirir''


''Her söz dua değildir.Ancak ruhu olan sözler duadır.''


''Yüreğinin derinliklerinden Rabbini çağıran kişi,kendini aşkın sonsuz semasında bulacaktır.''


''Bir el Allah'a açılırsa;hiçbir şey alamdan asla kapanmaz.Allah kimseyi boş göndermez.''


''Namaz bir duadır.Allah'ın rızasını ve sevgisini istemenin bir yoludur.O duadır ki;içinde ve dışında Allh'ın haricinde bir söz yoktur.
Namaz bir yakarıştır;kulun Allah'a halini söylemesi ve O'ndan aman dilemesidir;O'nun büyük affını dilemesidir.
Namaz bir niyazdır.Allah'a şükürle,hamd ile,tesbih ile dolu bir istekdir.Öylesi bir istek ki ; beklenilen tek şey O'nun cevap vermesidir.Dünyanın esaretinden ve cehennemin karanlığından korunmak istemesidir.Ve sevdiğiyle bu yolculuğa beraber gitmenin adıdır,kalbini imana ulaştırmanın bir yoludur namaz.''


'Rabbimiz; ''Ellerini bana kaldırıp dua eden kulumun ellerini boş çevirmekten haya ederim'',buyurdu.Melekler : ''Ey Rabbimiz,o bağışlanmaya layık değildir'' ,dediler.Bunun üzerine Rabbimiz : ''Lakin ben onu korumaya ve affetmeye ehilim.Sizi şahit tutarım ki,onu affettim'',cevabını verdi.(Hadis-i Kutsi)


''Dua ;rahmetin anahtarıdır.''


''Allah'ın lütuflarından isteyiniz.Çünkü Allah kendisinden istenilmesini sever''(Hadis-i Şerif)


''Allah'a duayı cevap vereceğinden emin olarak yapınız.Gafletle oyalanan kalbin duasını Allah kabul etmez.''


''Sizin herhangi biriniz duasında acele etmediği ve 'dua ettim de,kabul edilmedi' demediği sürece,duası kabul edilir.'' (Hadis-i şerif)


''Kabul edileceğine inanarak Allah'a dua ediniz.Biliniz ki Allah ,şuursuz,gaflet içinde bulunan bir kalpten çıkan duayı kabul etmez.''(Hadis-i Şerif)


''Mü'min bir dua ile Allah'a yalvarırsa,bu dua -günah işlemek veya akraba ile ilgiyi kesmek için olmadıkça- yüce Allah ona şu üç şeyden birini verir:
-Ya duasını kabul edip,istediğini dünyada verir.
-Yahut ona vereceğini ahireti için saklar.
-Veya duasına karşılık,ondan o duanın dengi olan bir kötülüğü uzaklaştırır.(Hadis-i şerif)



''Dua...
İnsanın hayata uzanan eli...
Dua...
İnsanın sonsuz kudrete kalbiyle yönelmesi..
Dua..
İnsanın,ümitsizlik ve çaresizliğin karanlığından,mutlak ışığa doğru yürümesi..
Dua...
Nefsin hayat yükünü insana yüklemesine muhabil,ruhun ve kalbin kudret gemisine binip hafiflemesi..Yükünü Rahman'a vermesi..
Kalp ve ruhun eli,gözü,kulağıdır dua..''


''Dua;hayatın nefesidir.
Dua;ibadetin nuru ve kokusudur.
Dua;Yaradan'ın huzurunda olmanın,O'na muhatap olabilmenin adıdır.
Dua;ruhun,madde kafesinin kapısını aralayıp kanatlanmasıdır.
Dua;sevdiğine yönelmek,sevgiliyle dertleşmek,ona yaşadığı zorluğu da,mutluluğu da anlatmaktır.
Fani olanın,sonsuz olana;muhtaç olanın,sonsuz zenginliğe sahip olana bağlanmasıdır dua..
Bir bahar mevsiminde açan çiçeklere,gül kokularına,rahmet meyvelerine pencerelerimizi açmak misali;ebedi bahar meltemlerine gönül penceremizi açmaktır ,dua..
Zalimin zulmüne,vefasızlığa,yalnızlığa,sıkıntılara,zorlukl ara en güzel cevabı almak için soru sormaktır dua..
Cevap ondan gelir.Sonsuz derecede adil,vefalı,ebedi dosttan gelir.Cevap dostçadır,sevgiyledir.
Cevabın adı huzurdur,bazen gözyaşıdır ama mutlaka ruhun aydınlanması,kalbin yatışmasıdır.
Dua;dünyanın ve maddenin öetesini görmek,öte alemlerin varlığını hissetmektir.
Dua;sonsuza giden yolda,kalp gözünü o sonsuz ufka dikmektir.''


(İSMAİL ACARKAN/Sözün Kalbi Duadır,Kalbim Sen Ol Efendim
''Dua;hayatın nefesidir.
Dua;ibadetin nuru ve kokusudur.
Dua;Yaradan'ın huzurunda olmanın,O'na muhatap olabilmenin adıdır.
Dua;ruhun,madde kafesinin kapısını aralayıp kanatlanmasıdır.
Dua;sevdiğine yönelmek,sevgiliyle dertleşmek,ona yaşadığı zorluğu da,mutluluğu da anlatmaktır.
Fani olanın,sonsuz olana;muhtaç olanın,sonsuz zenginliğe sahip olana bağlanmasıdır dua..
Bir bahar mevsiminde açan çiçeklere,gül kokularına,rahmet meyvelerine pencerelerimizi açmak misali;ebedi bahar meltemlerine gönül penceremizi açmaktır ,dua..
Zalimin zulmüne,vefasızlığa,yalnızlığa,sıkıntılara,zorlukl ara en güzel cevabı almak için soru sormaktır dua..
Cevap ondan gelir.Sonsuz derecede adil,vefalı,ebedi dosttan gelir.Cevap dostçadır,sevgiyledir.
Cevabın adı huzurdur,bazen gözyaşıdır ama mutlaka ruhun aydınlanması,kalbin yatışmasıdır.
Dua;dünyanın ve maddenin öetesini görmek,öte alemlerin varlığını hissetmektir.
Dua;sonsuza giden yolda,kalp gözünü o sonsuz ufka dikmektir.''

 

BAŞLICA KUL HAKLARI ŞUNLARDIR

 
"1 Müslüman kardesinle karsilasinca ona selâm vermen.

2 —Seni davet edince davetine icabet etmen.

3 Aksirip eihamdüüllâh denince onu yerhamukellâh diye cevaplandirman.

4 Hastalaninca ziyaretine varman.

5 Ölünce, cenazesinde bulunman.

6 Senin üzerine yemin ettigi zaman onu hakli çikarman.

7 Senden nasihat isteyince ona nasihat vermen.

8 —Yoklugunda ona arka çikman.

9 Kendin için ne ditersen onun için de ayni seyi istemen.

10 Kendi hesabina neden hoslanmiyorsan onun için de hoslanmaman.\"

Bunlarin hepsi hadisler ile bildirilmistir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki

Su dört sey müslümanlarin senin üzerindeki haklarindandir:

1 Iyi yolda olanlarini desteklemen.

2 Günahkârlari için afv dilemen.

3 Dogru yola sirt çevirenleri Hakka çagirman.

4 Tevbe edenleri sevmen.

Ibni Abbas Müminler birbirlerine karsi merhametlidirler» (Fetih - 29) Mealindeki âyet hakkinda der ki: «Müminlerin iyi yolda olani kötü yolda olani için kötüsü de iyisi için duâ eder. Muhammed ümmeti içinde kötü olan, iyi yolda olanlara bakinca «Allah (C.C)im, suna nasip ettigin iyiligi daha da artir, o yoldan ayrilmamasini temin eyle ve bize de fayda saglamasini nasib eyle» der. Iyi yolda olan kötü yolda olani görünce «Allah (C.C)im, buna hidâyet ver, kendisine tevbe nasip eyle ve egriligini kendisine bagisla» der.

Müslümanlarin karsîlikli haklarindan biri de her müslümanm kendi hesabina ne diliyorsa bütün mü\'minler için de ayni seyi istemesi, kendi hesabina hoslanmadigi seyi mü\'minler için de istememesi oldugunu belirtmistik.

«Nitekim Numen Ibni Besir der ki, «Ben Rasûlallahi (S.A.S.) söyle buyururken isittim:

Müminler karsilikli sevgi ve birbirlerini kayirma bakimindan bir ceset gibidirler. Azalarindan biri rahatsiz olunca bütün azalârin atesi yükselerek ve uykusuz kalarak rahatsiz azanin acisini paylasirlar.

Peygamberimiz S.A.S.) buyuruyor ki:

Mümin, mümine karsi her parçasiyta birbirini ayakta tutan bir bina gibidir.»
Müslümanin müslümana karsi hakiarindan biri de, hiç bir müslümani söz ve davranisla üzmemektir.

Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:


Müslüman eli ve dili ile müslümanlara zarar vermeyendir.

Peygamberimiz örnek davranis ve huylari tanitan uzun bir hadisinin bir yerinde söyle buyurur:


Eger elinden geüyorsa» insanlari kötülükten vazgeçirmeye çalis, bu hareket senin nefsin hesabina verdigin bir sadakadir...»

Yine Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Müslümanlarin en faziletlisi, eli ve dili ile müslümanlari incitmeyendir.»


Peygamberimiz bir gün sahabilere:

Müslüman kimdir, bilir misiniz diye sorar. Sahâbiler Allâh (C.C) ve Resulü bilir» diye cevap verirler. Peygamber\'imiz «Müslüman, eli ve dili île müslümanlari incitmeyendir» buyurur. Sahâbiler «Peki, mü\'min kimdir?» diye sorarlar.

Peygamberimiz Müminlerin kendisine mallari ve canlari konusunda güvendikleri kimsedir» diye buyurur. Sahâbiler «Peki, Muhacir kimdir?diye sorarlar. Peygamberimiz Kötülükten kaçman ve sakinandir diye buyurur.

Sahâbilerden biri Yâ Rasûtallah , peki Islâm nedir? diye sorar. Peygamberimiz ona Kalbini Allâh (C.C)\'a teslim etmen, gerek elinle ve gerek dilinle müslümanlari incitmemendir» diye cevap buyurur.


Mücâhid der ki: «Cehennemliklere öyle bir uyuz musallat edilir ki, her birinin vücûdunu kasimaktan derisi soyulup kemikleri meydana çikar. Bu arada «Ey falan oglu filân, bu kasinti canini acitiyor mu» diye bir ses duyulur. Adam «Evet» diye cevap verir. Gizli ses de ona «Bu eziyet, müslümanlara çektirmis oldugun acinin karsiligidir» diye cevap verir.

Peygamberimiz {S.A.S.) buyuruyor ki:


Adamin birini cennette gezinir gördüm, buna sebep yol üzerinde gelip geçenlere zahmet verdigi icin kestigi bir agaçti.»

Sahabilerden Ebû Hureyre bir gün Peygamberimize «Yâ Rasûlallah bana faydali bir sey ögret» der. Peygamberimiz de ona:

Müslümanlarin gelip geçtigi yoldan engel ve takintilari kaldir» diye cevap verir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:


Müslümanlarin yolundan engel ve eziyet teskil eden seyleri atan kimseye Allâh (C.C) bir iyilik yazar. Allâh (C.C)\'in hesabina iyilik yazdigi kimsenin ise cennete girmesi kesinlik kazanandir.»


Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor kt:

Din kardesine rahatsiz edici nazarla bakmak, müslümana helâl degildir.»

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Müslümanin müslümani yildirmasi, korkutmasi helâl degildir.»

Peygamber\'imiz (S.A.S) buyuruyor ki:

Allah (C.C) müminleri üzmekten hoslanmaz»

Rebi ibni Heysem der ki: «insanlar iki türlüdür: Mümin ve sapik. Mümin ise onu üzme. Sapiksa ona uyma.»

Müslümanin müslüman üzerindeki haklarindan biri de, müslümana karsi alcak gönüllü davranmak, ona karsi büyüklük taslamamaktir. Cunki «Allah (C.C) böbürlenenleri ve kendini begenmisleri sevmez.»

Peygamber\'imiz (S.A.S) buyuruyor ki:

Ulu Allah (C.C) bana bildirdi ki. «Birbirinize karsi alçak gönüllü olun ki, kimse size karsi üstünlük taslamasin. Buna ragmen biri üstünlük taslamaya kalkisirsa, karsisindaki bunu hos görsün.»

Nitekim Ulu Allah (C.C) Peygamber ine buyuruyor ki:

Bagislayici ol, iyiyi emret ve câhillerden yüz çevir.» (Araf 199)

Ibni Ebi Evha der ki: «Peygamberimiz her müslümana karsi alçak gönüllü davranir, kimseyi kücümsemezdi. Dullarla yoksullarla yanyana yürüyüp onlarin dileklerini karsiiamayi küçüklük görmezdi.»

Müslumanin musluman üzerindeki haklarindan biri de. birbirlerinin sözlerine israrla kulak dikmemek ve birinden duydugunu öbürüne yetistirmemektir.
Peygamber\'imiz {S.A.S) buyuruyor ki:

Kogucu cennete giremez.»

Haül Ibni Ahmed der ki: «Sana baskasinin koguculugunu yapan, baskasina da senin koguculugunu yapar. Baskasinin haberini sana tasiyan kimse senin sirrini da baskasina götürür.»

Müslümanm müslüman üzerindeki haklarindan biri de, ne kader kizarsa kizsin, tanidiklari ile üc günden çok küs kalmamasidir.

Ebu Eyyüb-ül Ensâriye göre. Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bir müslümanin diger bir müslüman kerdesi ile üç günden fazla küs kalmasi ve karsilasinca berikinin bu tarafa, ötekinin öbür tarafa dönmesi caiz degildir. Bu iki kisinin daha hayirlisi, iik önce selâm verenidir.»

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

Ayagi kayan bir müslüman tutup kaldirani Allah (C.C) da Kiyamet günü kaldirir.»


Ikrime der ki, «Ulu Allâh (C.C) Hz. Yûsuf (A.S)\'a «Kardeslerini bagisladigin için dünya ve âhirette sanini yüce kildim» buyurdu.

Hz. Ayse (R. Anha) buyurdu ki: Allâh (C.C)in Rasulü kendi için hiç bir zaman intikam almamistir. Meger ki Allâh (C.C)'in hürmeti çignenmis ola, o zaman Allâh (C.C) için intikam aldi.\"

Ibni Abbas buyurur ki «Insan ugradigi bir haksizligi bagislarsa. Allâh (C.C) mutlak onun sanini yüceltir.»

Peygcmberimiz {S.A.S.) buyuruyor ki:

Hiç bir sadaka mali eksiltmez. Bagislamak, ancak sahibinin sanini yüceltir. Allâh (C.C) Için alçak gönüllü davranan kimseyi Allâh (C.C) yükseltir.KAYNAK:MÜKAŞEFETÜN LİLKULUB

 

 

 

 

2008/3/1

Filistin'in Sembolü Zeytin

Filistin'in Sembolü Zeytin

Kur'an-ı Kerim'de "mübarek" yani bereketli olarak nitelendirilen zeytin Filistin'in sembolüdür. Bilindiği üzere zeytin dalı aynı zamanda barışın sembolü olarak kullanılmaktadır. Ne var ki barışa ve bütün beşeri faziletlere düşman olan Siyonist zihniyetin insanlık dışı saldırıları sebebiyle Filistin'de barışı sembolize eden zeytin de yara almıştır. İşgalci Siyonistler Filistin halkının bu mübarek ağacın bereketinden yararlanmalarını önlemek için her yola başvuruyorlar. Onların çabalarını boşa çıkarmak için Müslümanların bir şeyler yapmaları Filistin'de yürütülen çabalara el vermeleri gerekir. Bu dosya sizleri bu konuda bilgilendirecektir.

Bu bereketli ağacın Filistin'i sembolize etmesinin sebebi elbette ki topraklarının adeta zeytin ormanlarıyla kaplı olmasıdır. Asırlardan beridir Filistinlilerin en önemli geçim kaynakları zeytindir.
İşgalci saldırganlar tarafından ateşe verilen bir zeytin bahçesi. Ne yazık ki işgalci Siyonist zihniyet, tüm beşeri faziletlere düşman olduğu gibi Allah'ın kullarına lütfettiği bereketlere de düşman olduğunu her hal ü kârda ortaya koyuyor. Bu yüzden Filistin topraklarında kundaktaki bebeklerden yetmişlik ihtiyarlara kadar insanları vahşice katlettiği gibi zeytin ağaçlarını da aynı vahşet üslubuyla katletmektedir.
Aksa İntifadası süreci içinde işgalci Siyonist güçlerin vahşi katliamları sebebiyle binlerce zeytin ağacı sökülüp atıldı. İşgalcilerin Rachel Corrie gibi barış gönüllülerini ezen araçları barışın sembolü olan zeytine de insaf etmeyerek binlercesini söküp savurdular.
Yine işgalci saldırganlar tarafından ateşe verilen bir başka zeytin bahçesi.
İşgalci Siyonist devletin bütün saldırgan tutumuna rağmen Filistin halkı kendi varlığını sürdürmede ısrarlı davrandığı gibi bereketli topraklarının sembolü durumundaki zeytinin varlığını korumada da ısrarlı davranıyor.

Zeytin dalı genellikle barış ve kardeşliğin sembolü olarak kullanılır. Zeytin aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'de adı geçen hatta adına yemin edilen bir ağaç türüdür. Yüce Allah şöyle buyurur: "And olsun incire ve zeytine, Sina dağına, Ve şu güvenli beldeye!" Bazı tefsircilere göre burada kendilerine yemin edilen dört şeyden ilk üçü Filistin'e sonuncusu ise Kabe'nin bulunduğu harem beldesine delalet etmektedir. Çünkü incir ve zeytin ağaçları özellikle de zeytin tarih boyunca sürekli Filistin'in sembolü olagelmiştir. Sina dağı ise Filistin toprakları içinde yer alan ve Hz. Musa (a.s.)'ya ilk vahyin geldiği kutsal dağdır.

Kur'an-ı Kerim'in bir başka ayet-i kerimesinde zeytinden mübarek ağaç olarak söz edilir. Bu ayette zeytin ağacı aynı zamanda kutsal bir nurun kaynağı olarak tarif edilir ve şöyle buyurulur:

"Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun örneği içinde çerağ bulunan bir kandil yuvası gibidir. Çerağ bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi bir yıldızdır. O, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Onun yağı neredeyse kendine ateş dokunmasa bile ışık verir. (Bu) nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir." (Nur, 24/35)

Allah bilir de, muhtemelen bu ağacın "mübarek" olarak nitelenmesi bereketinden ileri gelmektedir. Çünkü mübarek kelimesi kutlu anlamında kullanılsa da kelime kaynağı yönünden "bereketli" anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'de de genellikle bu anlamda kullanılır. Mescidi Aksa'nın çevresinin de böyle nitelenmesi bereketli olmasına işaret içindir.

Yüce Allah, Mescidi Aksa'yla ilgili ayet-i kerimede şöyle buyurur: "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek (bereketli) kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsra, 17/1)

Mescidi Aksa'nın etrafındaki toprakların bereketli vasfına lâyık görülmesinin sebeplerinden biri ve belki en önemlisi yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir başka ayette "bereketli ağaç" olarak nitelenen zeytin yönünden zengin olmasından ileri geliyordur. Bu yorum Kur'an-ı Kerim'de iki ayrı ayette, iki farklı şey için kullanılan mübarek yani bereketli nitelemesi arasındaki irtibatı da ortaya çıkarmaktadır.

Zeytin gerçekten, Yüce Allah'ın birçok yönden faydalı kıldığı oldukça bereketli bir ağaçtır. Yaprağından, ürününün çekirdeğine kadar her şeyinden istifade edilmektedir. İnsanlar çekirdeklerini gereği gibi değerlendirmeyi becerebilseler zeytinin çöpü çıkmayan ağaç olarak nitelendirilmesi isabetli olur. Diğer meyvelerden farklı olarak ürünü karın doyuran katık olarak ve oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Birçok yağ insan bedeninde kolesterol sorunlarına yol açarken zeytinyağı vücutta kolesterol dengesini sağlamaktadır. Bu yüzden zeytinyağı adeta ilaç gibi kullanılmaya lâyık bir yağdır. Elektriğin olmadığı dönemlerde zeytinyağı aydınlatmada kullanılan en önemli yakıtlardan biriydi. Bu yüzden olacak ki yukarıda verdiğimiz ve Yüce Allah'ın nurunu izahta gösterilen ışık örneğinin kaynağı olarak da mübarek zeytin ağacından söz edilir. Zeytini bereketli kılan en önemli vasıflarından biri de oldukça hızlı bir şekilde gelişmesi ve ürün vermesidir.

Bu bereketli ağacın Filistin'i sembolize etmesinin sebebi elbette ki topraklarının adeta zeytin ormanlarıyla kaplı olmasıdır. Asırlardan beridir Filistinlilerin en önemli geçim kaynakları zeytindir. Ama ne yazık ki işgalci Siyonist zihniyet, tüm beşeri faziletlere düşman olduğu gibi Allah'ın kullarına lütfettiği bereketlere de düşman olduğunu her hal ü kârda ortaya koyuyor. Bu yüzden Filistin topraklarında kundaktaki bebeklerden yetmişlik ihtiyarlara kadar insanları vahşice katlettiği gibi zeytin ağaçlarını da aynı vahşet üslubuyla katletmektedir. Soykırım uygulamasında sadece insanları değil zeytin ağaçlarını da hedef almaktadır.

Aksa İntifadası süreci içinde işgalci Siyonist güçlerin vahşi katliamları sebebiyle binlerce zeytin ağacı sökülüp atıldı. İşgalcilerin Rachel Corrie gibi barış gönüllülerini ezen araçları barışın sembolü olan zeytine de insaf etmeyerek binlercesini söküp savurdular.

Siyonist saldırganlar Filistin'i sembolize eden mübarek ağacı söküp etrafa savurmakla kalmıyor, sökemediklerinden de istifade edilmesini engellemeye çalışıyorlar. Bunun için muhtelif yollara başvuruyorlar. Bunların başında geleni ürünlerinin toplanmasını engellemektir. Örneğin işgal devleti 22 Ekim 2002 tarihinde bir askeri karar alarak Batı Yaka'daki Filistinli ziraatçıların zeytin ağaçlarının ürünlerini toplamasını yasaklamıştı. Bu kararın tek amacı tabii ki Filistinlilerin en önemli gelir kaynaklarını kurutmak suretiyle onları yoksulluğa ve açlığa mahkûm etmekti.

Yine aynı günlerde Yediot Aharanoot gazetesinde yayınlanan bir haberde, Filistinli ailelerin zeytin ürünlerini toplamalarına karşılık Yahudi yerleşimcilerin yapabilecekleri saldırılar karşısında İsrail ordusunun bir güvence veremeyeceği ifade edilmişti. İşgalci Siyonist devlet de sözünü ettiğimiz askeri kararını böyle bir risk gerekçesine dayandırıyordu. İşgalci devlet böyle bir iddiayı gündeme getirerek, sanki Filistinlilerin iyiliğini düşünüyormuş imajı oluşturmaya çalışarak: "Siz eğer zeytin ağaçlarınızın ürünlerini toplarsanız, Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına maruz kalabilirsiniz. Biz de bu saldırılara karşı sizin güvenliğinizi sağlama garantisi veremiyoruz. En iyisi canlarınızı kurtarmak için mallarınızdan fedakârlık ederek zeytinlerinizi toplamaktan vazgeçin" mesajı veriyordu. Aslında bu mesaj Batı Yaka'ya yerleştirilen Yahudi yerleşimcilerin işin esasında işgalci Siyonist devlet tarafından bir tehdit aracı olarak kullanıldıkları gerçeğini gözler önüne seriyordu. Bu gerçek işgalci devletin "sivilleri"nin gerçek yüzünü ortaya koyması açısından düşündürücü ve ibret vericiydi. Ne kadar ilginçtir ki bu yerleşimciler Filistinlilere saldırdıklarında "radikal gruplar" oluyorlar ve işgal devleti onların saldırılarına karşı bir güvence veremeyeceğini söylüyor. Ama Filistinliler onlara karşı savunma haklarını kullandıklarında İsrail'in sivillerine saldırmış oluyorlar! Filistin topraklarında yaşanan gerçeklerin ne kadar saptırıldığını anlamak için şu vakıa üzerinde biraz kafa yormak bile yeterlidir.

İşgalci Siyonist devletin, Filistinlilerin zeytinin bereketinden yararlanmalarını engellemek için başvurduğu metotlardan biri de zeytinin ve zeytinyağının ihracını önlemektir.

İşgalci Siyonist devletin bütün saldırgan tutumuna rağmen Filistin halkı kendi varlığını sürdürmede ısrarlı davrandığı gibi bereketli topraklarının sembolü durumundaki zeytinin varlığını korumada da ısrarlı davranıyor. Filistin'in gayretli hanımları işgalcilerin söktüğü veya kestiği zeytin ağaçlarının yerine yeni fidanlar dikiyorlar. Zeytin ürünlerinin ihracı için muhtelif sivil kuruluşlar örgütlü faaliyetler yürütmeye çalışıyorlar. Bunu yürütenlerden biri de Tarım İşleri Komiteleri Birliği.

Filistin zeytin yönünden zengin olduğu gibi, zeytin ürünleri de oldukça kalitelidir. İşgalci Siyonist devletin bu toprakları sembolize eden o mübarek ağacın bereketini yok etme çabalarını boşa çıkarmak için o insanların ürünleriyle ilgilenilmesini tavsiye ediyoruz. Filistin'deki insanların mağduriyetini önleme çabalarına katkı için her aile aylık kahvaltılıklarının arasına yarım kilo da Filistin yani Mescidi Aksa bir diğer ifadeyle ilk kıble beldesinin zeytininden eklese fazla bir yükün altına girmiş olmaz. Ara sıra sarmalarını isra ve mirac beldesinin zeytinyağıyla pişirse o kutsal beldenin bereketini sofrasına taşımış olur. Ticaretle uğraşan birileri de bu konuda duyarlılık gösterenlere öncülük ederlerse Siyonist saldırganların çabalarını boşa çıkarmak mümkün olabilir.