kulluğum's profileHavf ve Reca dengesinde ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
6/29/2008 Çok Çok Önemli Bir Haslet Olan Diğergâmlık (KENDİNİ BAŞKASINA TERCİİİİH ETMEK)![]() Çok Çok Önemli Bir Haslet Olan Diğergâmlık
Diğergâmlık; kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etme duygusudur...
Cömertliğin bir üst derecesi ve hatta ondan da daha büyük bir fazilet ve davranış. Diğergamlık yani İsâr; bir kimsenin, kendisinin muhtaç olduğu birşeyi başka bir muhtaca vermesi, onu kendine tercih etmesi, başkasını kendinden daha çok düşünmesi demektir. Bu büyük fazilete ulaşanları Cenâb-ı Allah Kur'ân-ı Kerim'de överek, şöyle buyurmuştur: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler. " (el-Haşr, 59/9). Ebu Hüreyre'den gelen bir rivâyete göre: "Bir gün Hz. Peygamber'in huzuruna bir adam geldi ve açlıktan takatinin kesildiğini söyledi. Rasûlullah, hanımlarına bu adama bir şeyler vermeleri için haber gönderdi. Hanımları evlerinde sudan başka bir yiyecek bulunmadığını söyleyince Rasûl-i Ekrem: "-Bu gece bu adamı kim misafir edecek?" dedi. Bunun üzerine Ensâr'dan biri: (Ebu Talha olduğu rivâyet edilmektedir) -Ya Rasûlallah, ben misafir ederim, dedi. Onu evine götürdü. Evde hanımına yiyecek birşey bulunup bulunmadığını sordu. Karısı da yalnız çocukların yiyeceği kadar birşey bulunduğunu söyledi. O da: "-Öyleyse onları bir şeyle avut, sofraya gelmek isterlerse uyut. Misafirimiz eve gelince lambayı söndür, ona kendimizi de yiyormuş gibi gösterelim," dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu. Kendileri karanlıkta yiyormuş gibi davrandılar ve aç yattılar. Sabah olunca ev sahibi Peygamberimiz (s.a.s.)'in yanına gitti. Rasûlullah ona: "Bu gece misafirinize karşı yaptığınız davranıştan Allah razı oldu. " buyurdu. Allahu Teâlâ da onlar hakkında yukarıdaki âyet-i kerimeyi indirdi. (Riyâzü's-Salihîn, I, 586-587) Yermuk savaşında meydana gelen bir olay isar'ın (Diğergamlığın) en güzel bir örneğidir. Hz. Huzeyfe şöyle anlatıyor: "Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, "Ah su", diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım'ın oğlu Hişâm. Tam ona su vereceğim sırada başka birisi "Su!" diye inledi. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi. Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm'ın yanına koştum, o da şehit olmuştu. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye onun yanına gittim, fakat o da şehit olmuştu. Nihayet su elimde kaldı. Allah hepsine rahmet etsin." İslam Ansiklopedisi
6/15/2008 Allah Rasulü nü (s.a.v)sevmenin belirtileri.....![]() Allah Resulü’nü sevmek imandandır ve vaciptir. Hz. Peygamber, Hz. Ömer’in “Ey Allah’ın Resulü ben Seni nefsimden başka herkesten daha çok seviyorum.” sözüne karşı, “Ya Ömer Beni, nefsin dahil her şeyden daha çok sevmedikçe mümin sayılmazsın.” diyor. Bunun üzerine Hz. Ömer de “Şu anda Seni kendimden de çok seviyorum.” cevabını veriyor.
Elbette kuru bir sevgi fazla bir şey ifade etmez. Kalben sevmek, dil ile belirtmek ve davranışlarla da sergilemek lazım.Allah ve Resulünün dostları, Resulullah’ı sevmenin belirtilerini şöyle ifade ediyorlar: 1. Sık sık O’nu (sas) anmak: Bilindiği gibi kişi sevdiği insanın ismini sık sık telaffuz eder ve bundan da haz duyar. Aşıkların, sevgililerinin isimlerini, dağa, taşa, duvara, ağaca, park ve bahçelere yazmaları bunu gösteriyor. Kişi sevmediği insanın ismini hatırlamak bile istemiyor. 2. Salatü selam getirmek: Bir hadiste de Hz. Peygamber, ‘Allah’ın serbest gezip dolaşan melekleri vardır, Bana salat ü selam getirenlerin selamını bana ulaştırırlar, ben de bire on olarak karşılık veririm’ demektedir. Elbette Hz. Peygamber’in bizim selamımıza ihtiyacı yoktur, bizim ona ihtiyacımız var, bizim için bağışlama vesilesidir. Bu vesileyle, salat ü selam getiren kişi ibadet ortamına çekilmiş olur. Çünkü Allah Resulü’nü düşünmek Allah’ı düşünmek demektir, Allah’ı düşünmek ise ibadet demektir. 3.O’nun (sas) sünnetine uymak: Resulullah’ın sünnetine tabi olmak, Allah’ı sevmenin de belirtisi olduğu Kur’an’ın ifadesidir: “(Ya Muhammed) deki eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran, 31) Bir insanın, bütün sünnetleri yapması elbette mümkün değil ancak herkesin yerine getirebileceği sünnetler vardır ve bunlar zaten yapmamız gereken davranışlardır, o davranışları sünnete dönüştürmenin yolu ise Hz. Muhammed’i düşünmekten geçer. Mesela, Bismillah deyip yataktan kalkmak, besmele ile yiyip içmek, giyinirken sağdan başlamak, yatarken sağ tarafa yatmak herkesin yapabileceği davranışlardır. Ancak ‘Allah Resulü böyle yapıyordu’ deyip yapmakla o davranış ve alışkanlıkları sünnete yani ibadete dönüştürebiliriz. 4. Bol bol hadis okumak: Dinin detayları, İslam’ın ikinci kaynağı olan hadislerdedir. Hadis okumak, anlamak ve uygulamak insanı kemale ulaştırır. Aklını ve muhakemesini geliştirir, Resulullah’ı daya iyi tanır ve tanıdıkça da sever. Vahyin kontrolünde olan hadisler, her zamanda, her ihtiyacımıza cevap vermektedir. Kur’an’ı doğru anlamamızın da vesilesidir. Hadis okuyup belleyen ve başkalarına aktaranlara, Hz. Peygamber’in duası var: “Benden bir hadis işitip belledikten sonra, onu işittiği gibi başkasına aktaranını yüzünü, Allah nurlandırsın.” (Ebu Davud). 5. O’nun (sas) ahlakıyla ahlaklanmak: Yani sabırda, cömertlikte, sözünde durmada, vefada, merhamette, tevazuda, adalette, bağışlamada insanlarla olan muamelelerinde O’nun gibi olmak, O’nu sevmek demektir. Allah bizi birbirimize sevdirsin, Resulü’nü bizden razı etsin. Amin. 6/3/2008 KALP SEVMEKTEN YORULMAZKALP SEVMEKTEN YORULMAZ
![]() ![]() Hayat, bakış açısından ibarettir. Üzüntümüz de, sevincimiz de hayata baktığımız pencereye göre değişir. Sahi, siz hayata hangi pencereden ve ne açıdan bakıyorsunuz? Eğer mutlu değilseniz, hayata baktığınız pencereyi değiştiriniz. Üzüntülerden kurtulamıyor ve sürekli sıkıntıların kıskacında eziliyorsanız, hayata bakış açınızı hemen başkalaştırınız. Tanıdığım öyle insanlar vardır ki, hayata daima olumsuzluk penceresinden bakarlar. Hep kötüyü, eksiği, bozuğu görürler. Böylece içlerinde, sürekli olumsuzluğu biriktirmiş olurlar. Onlara göre her şey, her zaman kötüdür. Hayat felaketlere gebedir. İnsanlar gittikçe kötüleşmekte ve insanlıktan çıkmaktadır. Her insanı bir kötülük odağı olarak gören böyle birinin, üzüntüden kurtulabilmesi ve mutluluğu yakalaması mümkün müdür? Herkesten ve her şeyden daima kötülük bekleyen bir insanın, huzurlu olması imkansızdır. Çünkü, ona hiç kimseden zarar gelmese de, içindeki bu kötülük beklentisi ona kötülük olarak yeter de artar. Aslında, “Herkes kötü” diyen kendi kötülüğünü göstermiş olmaz mı? Beklentileri hep olumsuz olan, biraz da kendi iç dünyasını göstermiş olmaz mı? Zira kötülüğü bekleyen, onun yapılabilir olduğunu düşünendir. Olumlu bakmak uyumlu olmaktır Kendisini hep iyiliğe ayarlamış olan, herkesi de kendisi gibi bilir. Bu sebeple de kötülük beklentisi sınırlıdır. Hatta her geceyi Kadir, her rastladığı kişiyi de Hızır sanır. Gördüğü düşü hayra yorar. İyilik ve güzellik yorumu mümkün oldukça, kötülüğü hayaline bile getirmez. Kötülere karşı bile kötüleşmeyi asla düşünmez. Kötülere acır. Onlara da yardıma hazırdır. Dünyada kötü ve kötülük kalmasın diye hep duadadır. Gözü, bardağın dolu yanındadır. Olumluyu görür, anlatır. . . Olumlu bakmak, uyumlu olmaktır. Olumluyu gören, söyleyen, öven; olumlu hâlleri çoğaltandır. İç dünyasındaki olumluluk hâli, bakış açısını oluşturur. Zira, “Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Hayata olumluluk penceresinden bakan, hep iyi dileklerde bulunur. İyilik temennisi iyidir. Önce sahibini iyileştirir. Evvela dilek sahibinin içini iyileştirir. Bu sebepledir ki, iyilik dileyen iyilik bulur. Çünkü, dilekler dualaşır, dualar gerçekleşir. Yüce Yaratıcı bu alemde öyle bir gönül sistemi kurmuştur ki, iyi olmak için, iyiliği herkes için istemek gerekiyor. Sadece kendi iyiliğini isteyen benciller, bunu asla başaramıyorlar. “Ben penceresi”nden bakmayın Bilge hükümdar, bencil miskinlerle, gönül ehli dervişler arasındaki farkı ortaya koymak için şu denemeyi yaptırmış. Tembelhanelerinden topladığı bencil kişileri bir araya getirtmiş ve gün boyu aç bıraktırmış. Sonra da kocaman bir çorba kazanını ortalarına koydurtmuş. Miskin benciller hemen hırsla kaşıklara saldırmışlar. Kocaman kaşıkları çorba kazanına daldırmışlar. Ancak çorba dolu kaşıkları ağızlarına götürememişler. Çünkü kaşıkların sapı neredeyse bir metreye yakınmış. Bu sebeble çorba dolu kaşıkları ağızlarına götürememişler. Yiyemedikleri çorba üstlerine başlarına dökülmüş, çorba kazanına düşmüşe dönmüşler, perişan olmuşlar, aç kalmışlar. Bencil miskinlerden sonra, dervişler getirilmiş. Aynı şekilde, gün boyu aç kalmış olan bu fakir insanlar, görünüş itibariyle öncekilere benziyormuş ama, gönül bakımından apayrı ve bambaşka imişler. Çorba kazanının etrafına oturmuşlar sükunetle. Bir kazana bakmışlar, bir de ellerine verilmiş olan uzun saplı kaşıklara. Sonra da bir güzel karınlarını doyurmuş, açlıklarını gidermişler. O uzun saplı kaşıklara rağmen aç kalmamışlar. Çünkü birbirlerini doyurmuşlar. Herkes kendi kaşığını karşısında oturan arkadaşının ağzına uzatıvermiş. Böylece, karşısındakini fark etmenin, görmenin ve düşünmenin, yani bencil olmamanın faydasını görmüşler. Hayata “Ben penceresi”nden bakan başkasını göremez. Görse de hâli ile hâllenemez. Netice olarak da bencillikten kurtulamaz. Bencilliğe karşı dua kardeşliği Güzeller Güzeli (a.s.m.) bizi bu bencillikten kurtarmak için, bir dua kardeşliğine çağırıyor. Buyuruyor ki, “Günahsız ağızla dua ederseniz, ALLAH kabul eder.” Sahabe-i Kiram merak edip sormuşlar: “Ey ALLAH’ın Elçisi! Kimin ağzı günahsızdır ki? “Senin ağzın kardeşin için, kardeşinin ki de senin için günahsızdır.” Öyleyse, din kardeşleri birbirleri için dua ederek, kabul edilecek duayı bulacaklardır. Bu hâl dualarda buluşmaktır. Dua kardeşliğinde bir ve beraber olmaktır. Bir başka deyişle, hayata bencillik penceresinden değil, kardeşlik penceresinden bakmaktır. Bir insanın başkalarına ciddi olarak dua etmesi için, onları önemsemesi ve sevmesi gerekir. Başkasını önemseyen ve seven bir gönül, sevilecek kıvamda bir insan olmuş demektir. Bu gerçek bize gösteriyor ki, bu hayatta verdiğimizi alırız. Sunduğumuz bize sunulur. Ektiğimizi biçeriz. Öteki için dilediğimiz şey, gelir bulur bizi. Hz. Mevlana der ki: Dağ bile, sesine ses verir. Ya insan… Senin sesini, dileğini, duanı, sunduğun güzelliği sana yansıtmaz mı? “Ben” diyenin bakış açısı dardır Bu dünyada yapılmış olan ne iyilik kaybolur, ne de kötülük. İyilik de, kötülük de karşılığını mutlaka bulur. Bu yüzden atalarımız, “İyilik yap, denize at, balık bilmezse, Halık (Yaratıcı) bilir” demişlerdir. Yine bu yüzden, karşılığını bulamadığınız iyiliklerden dolayı da üzülmeyiniz. Çünkü, her şeyi görüp gözeten Yüceler Yücesi Rabbimiz, ne kadar küçük de olsa, yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını Kur’ân’da bildiriyor. Yaptığınız iyilik, nerede, nasıl karşınıza çıkacaktır bilinmez. Kurtulduğumuz tehlikelerden sonra söylenen şu cümle, bu açıdan çok anlamlıdır: “Verilmiş sadakanız varmış…” Ancak bu sadaka, sadece fakire verilen para değildir. İhtiyaç sahibine sunulan bilgidir, sevgidir, maddi ya da mânevî bir yardımdır. Gündemine başkasanı alabilen, derdiyle dertlenebilen ve ona çözüm sunabilen bir yürek, sıkılmaz, üzülmez, mutsuz olmaz. Çünkü böyle bir yürek, geniştir, kocamandır. Sadece “ben” diyenin bakış açısı dardır. Çoğu zaman, kendi başınalığı, yalnızlığı ve kimsesizliği ile baş başa kalır. Hatta, malı mülkü arttıkça yükü çoğalır, darlığı daha da daralır. Bu sebeple dargınlaşır, kavgalaşır ve ruhça aşınır, nefisçe kalınlaşır. Yani üzüntünün kör kuyusuna düşer. Kurtuluşun yolu, hayata baktığımız pencereyi ve bakış açımızı değiştirmektir. ((Vehbi Vakkasoğlu)) |
|
|